7 Şubat 2016 Pazar

Kitap Yorumu: Miss Peregrine Serisi: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları #1 -Ransom Riggs

Kitap Adı: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları 
Özgün Adı: Miss Peregrine's Home For Peculiar Children
Yazarın Adı: Ransom Riggs
Seri Adı: Miss Peregrine
Seri Sıralaması: 1
Çevirmenin Adı: Aslı Dağlı
Yayınevi: İthaki
Türü: Gizem/Fantastik
Yaş Grubu: Genç Yetişkin
Sayfa Sayısı: 399
Goodreads: 3.82
Puanım: 4/5

Arka Kapak Yazısı: 

GİZEMLİ BİR ADA.
TERK EDİLMİŞ BİR YETİMHANE.
OLDUKÇA TUHAF FOTOĞRAFLARDAN OLUŞAN BİR KOLEKSİYON.

Yaşadığı korkunç aile trajedisi yüzünden Galler kıyılarındaki, dünyadan uzakta kalmış bir adaya yolculuk eden on altı yaşındaki Jacob, burada Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocuklar Yetimhanesi'nin yıkıntılarını keşfetmekle kalmayıp, Bayan Peregrine'in çocuklarının sadece tuhaf olmaktan çok daha fazlası olduğunun farkına varır.

New York Times bestseller listesinden 108 haftadır inmeyen, aklınızdan çıkmayacak eski fotoğraflar eşliğinde okuyacağınız Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, gölgelerde geçen bir macera arayan her yaştan okuyucuyu içine çekecek eşsiz bir roman.

''Gergin, duygusal ve tuhaf mı tuhaf bir ilk roman. Fotoğraflar ve metin birbirini tamamlayarak unutulmaz bir hikaye yaratıyor.''
-John Green, Kağıttan Kentler ve Aynı Yıldızın Altında kitaplarının çoksatan yazarı

''Bu hipsterlar için yazılmış bir Harry Potter kitabı. Geçtiği dünyaya ve verdiği hisse bayıldım.''
-Felicia Day

''Samimi, eğlenceli ve etkili. Serideki bir sonraki kitabı dört gözle bekliyorum.''
-Rick Riordan, Percy Jackson ve Olimposlular serisinin yazarı

''Kategorilere sığmayan, orijinal bir yapıt.''
-Library Journal 


Yorumum: Herkese merhaba! Bu kitabı elime ilk aldığımda gerçekten tek kelimeyle BAYILDIM!! İçindeki fotoğraflarıyla, baskısıyla, hikayesiyle, karakterleriyle, diliyle bu kitaba gerçekten aşık oldum. Başlarda yani şöyle ilk 40 sayfa falan okuyasım gelmemişti açıkçası ama sonra bir bakayım dedim ve kitabı bitirmişim. Yani eğer başlarda sıkıldıysanız sakın bir kenara atmayın kitabı çünkü gerçekten çok güzel açılıyor. İçindeki fotoğraflarla hikaye çok güzel uyuşuyor ve kitabın sonunda fotoğrafların orijinal olduğunu öğrendiğimde kitaba olan aşkım arttı. Eh, bu kadar övgü yeter biraz da konusundan bahsedeyim.


On altı yaşındaki Jacob dedesiyle çok fazla vakit geçiren, arkadaşı olmayan, zengin bir ailenin tek çocuğudur. Dedesinin anlattığı tuhaf hikayelere küçükken inansa da büyüdükçe inancını kaybeder.
Daha sonra aile içinde yaşanan kötü bir olay nedeniyle Jacob baya mutsuz günler yaşar, kimse ona inanmaz ve ailesi dahil herkes onu deli zanneder. Jacob daha fazla dayanamaz ve dedesinin geçmişinin gizemini çözmek için Galler kıyılarındaki bir adaya yolculuk eder babasıyla. Burada Bayan Peregrine'in yetimhanesini keşfeder ve olaylar son ana kadar hiç durmayacak bir tempoyla başlar.


Zamanda yolculuk, zamanın bükülmesi gibi konular işlenmiş olması da harikaydı. Ayrıca kitaptaki yer o kadar çok hoşuma gitti ki resmen kitapta yaşamak istiyorum. Deniz feneri, uzak bir ada, eski bir malikane, yağmur, fırtına daha ne isterim ki? E bir de harika çocuklar var. Gerçekten karakterleri çok sevdim, arkadaşımmış gibi benimsedim hepsini <3


İşte böyle arkadaşlar. Kitabı ben çok sevdim. Evet, kusurlar vardı ama bunlar ilk roman için gayet normal. Gönül rahatlığı ile tavsiye ederim.Son olarak, kitabın filmi de çıkacak hem de Tim Burton çekiyor veee en sevdiğim oyunculardan olan Eva Green de bu filmde. Merakla bekliyorumm. Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Şimdi sizi kitabın içinden birkaç fotoğraf ve alıntılarla baş başa bırakıyorum. Görüşmek üzere!

Alıntılar:
-Hepimiz kendi masallarımıza tutunuruz; ta ki onlara inanmanın bedelini ağır ödeyene dek.

-''Daha iyiyim'' demek artık yeni işim olmuştu.

-Bazen insan sadece kapıyı çekip çıkmak ister.

-Kimi zaman tek yapmanız gereken bir kapıdan geçmektir.












21 Ocak 2016 Perşembe

Kitap Yorumu: Puslu Kıtalar Atlası -İhsan Oktay Anar

Kitap Adı: Puslu Kıtalar Atlası
Yazarın Adı: İhsan Oktay Anar
Yayınevi: İletişim Yayınevi
Türü: Tarihi Bilim/Fantastik
Sayfa Sayısı: 238
Goodreads: 4.49
Puanım: 4/5


Arka Kapak Yazısı: ''Yeniçeriler kapıyı zorlarken'' düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: ''Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır.'' Kendini saran dünyayı düşleyen bir haritacının, düşlerinden devşirdiklerini döktüğü Puslu Kıtalar Atlası adlı kitap oğlunun eline geçtiğinde onu kendisinin bile tahmin edemeyeceği maceralara sürükler, oysa yaşayacakları elindeki kitaba çoktan yazılmıştır.
Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve ''puslu kıtalar'' üzerine bir roman. Hulki Aktunç'un önsözüyle...
 Yorumum: Merhaba!! Uzun zamandır okumayı ertelediğim bir kitap ile karşınızdayım. Sınav dönemim şimdi okumayayım, sözcükleri ağırdır anlamam, dur önce şu kitabı okuyayım derken kitap baya bir zaman okunmayı bekledi. Ama keşke ertelemeseydim diyorum şimdi. Çünkü korktuğum gibi çıkmadı. Evet, başlarda birazcık sıkıntı yaşadım ama okumaya devam ettikçe cümlelerin ne kadar akıcı olduğunu gördüm. Ve o eski sözcükler kesinlikle zorlama durmuyordu kitabın içinde. Tam yerinde ve dozunda kullanılmışlardı. 
Karakterlerden bahsetmem gerekirse eğer, hepsinin üzerine düşünülmüş, ayrıntıyla betimlenmişti. Ana karakter diye bir şey yoktu sanki bütün karakterlerin hikayesine aynı ölçüde önem verilmişti. 
Konusu ise şöyle; Uzun İhsan Efendi'nin düşlerini yazdığı kitap oğlu Bünyamin'in eline geçer ve sonrasında Bünyamin kendisine gelen bir teklifi kabul ederek hiç tahmin etmediği maceralara atılır. Bu süreç içerisinde kötü şeyler yaşar, bir sürü insanla tanışır. Fakat zaten Bünyamin'in başına gelenler, çoktan eline geçen kitabın içinde yazılıdır. İşte kitapta bunun sırrı çözülüyor. Sonunda özellikle son cümlesinde vaay dedirtti bana bu kitap. 
Kitap, düşler üzerine ve felsefi düşünceler üzerine yazılmış. Öyle ki Rendekar denilen kişi Descartes'in ta kendisidir ve onun  ''Düşünüyorum öyleyse varım.'' sözünden yola çıkarak Uzun İhsan Efendi de kendi felsefi düşüncesini oluşturur. 
Olayların nasıl bağlanacağı benim için büyük merak unsuruydu ve bir sırrın daha çözüldüğünü görmek beni çok çok mutlu etti. Kitabı kesinlikle tavsiye ederi. Şimdi kitaptan bir kaç alıntı paylaşacağım. Görüşmek üzere!!

Alıntılar: -''Bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük ibadettir; çünkü O'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. Kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. Bu, yeterince cesur olamadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin de yapmana yolaçmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.''

-''Bir duygu, anlaşılmıyorsa, duygu değildir zaten.''

-''Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve sefadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.

-''Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.''





15 Ocak 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Monster In His Eyes Serisi: Ruhumdaki Canavar #2 -J.M. Darhower

Kitap Adı: Ruhumdaki Canavar
Özgün Adı: Torture to Her Soul
Yazarın Adı: J.M. Darhower
Seri Adı: Monster In His Eyes
Seri Sıralaması: 2
Çevirmenin Adı: Arzu Altınanıt
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Türü: Romantik/Erotik
Yaş Grubu: Yetişkin
Sayfa Sayısı: 478
Goodreads: 4.24
Puanım: 4/5


Kalplerini vermeleri gereken en son kişiye aşık olan herkese...
Bu kitap sizin için...

Arka Kapak Yazısı: Ben iyi bir adam değilim. Değilim işte. Biliyorum.
İçimde, dünyada en ufak ışık zerresi bile bırakmayacak kadar karanlık var. Ama zarar veremeyeceğim biri var, söndürmeye cesaret edemediğim tek bir ışık...
KARİSSA.
Benim bir canavar olduğumu düşünüyor ve belki de öyleyim. Onu her dokunuşumla ürkütüyor, ruhuna işkence ediyorum. Ama ben tek değilim. Dünya canavarlarla dolu ve en tehlikelileri ben değilim.
Onların yanına bile yaklaşmıyorum.
Tanrı bana yardım etsin ki onu SEVİYORUM.
Seviyorum işte.
Ve Tanrı, onu benden ALMAYA çalışan herkese de yardım etsin.


Yorumum: Daha önce serinin ilk kitabının yorumunu paylaşmıştım  'yorumum için tık tık'' 
İlk kitabı çok beğenmiştim bunu da onun kadar beğendim ama puanımı birazcık düşürdüm ve neden düşürdüm tam olarak bilemiyorum. O kitabı okurkenki duygularım olmadığı için düşürdüm sanırım.
Öteki kitabın sonunda olan şeyler yüzünden bu kitabın başı birazcık durağan ve diyalogsuzdu çünkü Karissa kızgın ve kırgındı, Naz ile sorunları çok büyüktü. Karakterler daha çok kendi içlerine dönmüşlerdi. Bu arada bu kitap Naz'ın bakış açısıyla bakmamızı sağlıyor ve bu benim için çok hoş bir şeydi, onun düşüncelerini çok merak ediyordum gerçekten ve Naz'ın ağzından anlatılacağını öğrendiğimde bu kitap için çok heyecanlanmıştım. 
Başlarda Karissa Naz'ı delirtmek ve sinirlendirmek için her şeyi yaptı ama Naz hep sabırlı davrandı. Karissa'nın Naz için ne kadar önemli olduğunu ve ona asla zarar vermeyeceğini bu kitapta gördüm. Naz dibine kadar aşıktı. Ve sonları çok çok olaylıydı. Birkaç yerde çok duygulandım, Naz'a olan sevgim arttı. Eğer Gözlerindeki Canavar kitabını okuyup beğendiyseniz bunu da okumalısınız beğeneceğinizi garanti ediyorum. 

Alıntılar: -Hayat, lafı dolandırıp gerçekleri allayıp pullayacak kadar uzun değildi.

-Çünkü içinde onun olmadığı bir dünyanın yaşanmaya değer bir dünya olduğunu düşünmüyordum.Şimdiye dek karanlıklar içinde, üzerimde yıllarca güneşin parlamadığı bir hayatım oldu. Nihayet gün ışığını tekrar gördüm. Ve ona sırtımı dönebileceğimi sanmıyorum.

-Benim için onun her hali güzeldi.

-''Burada dikilmiş ne yapıyorsun?''
''Ne kadar güzel olduğunu düşünüyorum.''

-Ancak öldüğüm zaman uyuyacağım.

-''Bazı şeyleri yeterince güzel yaparsan, insanlar onun ne kadar zarar vereceğini düşünmezler.''

-Ona her şeyi verirdim. Eğer isterse şu lanet olası göğsümü çıplak ellerimle yırtarak açar, kalbimi yerinden söker ve ona verirdim. Söylemesi yeterdi. İstemesi yeterdi.

-''Birini seviyorsan onun için en iyisini istersin ve bazen onun için en iyisi sen değilsindir.''

-''Seni seviyorum, Naz,'' dedi. Bu cümle büyük bir açlıkla içime çektiğim zor alınan bir nefes gibiydi. ''Bunun için Tanrı yardımcım olsun ama öyle. Seni seviyorum.''

-''Sende bir şey var,'' dedim alçak bir sesle. ''Uzun zamandır aradığım bir şey.''
Gülümsemesi azaldı, yüzünde üzüntülü bir ifade belirdi. ''Bu sözleri daha önce de duydum.''
''Duyduğunu biliyorum.'' Yurttaki odasında geçirdiğimiz gece aynı şeyleri söylemiştim. ''Ama artık bunun ne olduğunu buldum, Karissa. Ve yok olmasına izin verebileceğimden emin değilim.''
Uzandı ve alnıma düşen bir tutam saçı okşadı, sonra yüzümü tuttu. ''O zaman verme.''

10 Ocak 2016 Pazar

Kitap Yorumu: Anna and the French Kiss Serisi: Lola ve Komşu Çocuk #2 -Stephanie Perkins




Kitap Adı: Lola ve Komşu Çocuk
Özgün Adı: Lola and the Boy Next Door
Seri Adı: Anna and the French Kiss
Seri Sıralaması: 2
Yazarın Adı: Stephanie Perkins
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Türü: Romantik
Yaş Grubu: Genç Yetişkin
Sayfa Sayısı: 320
Goodreads: 4.02
Puanım: 5/5


Arka Kapak Yazısı: *2012 YALSA En İyi Genç Edebiyatı *2013 ALA Rainbow Seçkisi 
*2011 Goodreads Choice Awards En İyi Genç Yetişkin Romanı Adayı 
''Stephanie Perkins bizim neslimizin Jane Austen'ı. Hikayeleri kısa sürede unutamayacağımız kadar büyüleyici.''
-TAHEREH MAFI, Bana Dokunma romanının çoksatan yazarı

''Büyülü... Aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu  gerçek anlamda hatırlatıyor.''
-CASSANDRA CLARE, New York Times çoksatan yazarı
''Zekice diyaloglar, taptaze karakterler ve bir sürü yakıcı temas... Sarah Dessen hayranları,aşk ve gerçekliği incelikle birleştiren Stephanie Perkins'i zevkle okuyacaklar.''
-KİRKUS REVİEWS

''Zekice kurgulanmış diyaloglar ve seksi bir romantizm... Lola'nın fazlasıyla mütevazı espri anlayışı ve Perkins'in, onun gelgitli duygularını yazmaktaki becerisi birleşince ortaya son derece iyi bir romans kitabı çıkıyor.''
-PUBLISHERS WEEKLY

''Perkins, insanların farklılıklarını kabullenmenin ancak aşk ile mümkün olduğunu son derece iyi bir şekilde gösteriyor.''
-BOOKLİST

''Çok modern, çok eğlenceli ve tartışılacak sorularla dolu''
-ROMANTIC TIMES BOOK REVIEWS


Tanıtım: Geçmişte kalan çocuk, gelecekteki aşkı olabilir mi?
Lola ve Komşu Çocuk, hem tatlı bir aşk hem gerçekçi bir dostluk hem de John Green ve Rainbow Rowell sevenlerin zevkle kucak açacağı bir kendini bulma hikayesi.
Henüz kendini geliştirme aşamasındaki tasarımcı Lola Nolan modaya inanmıyordu... O, kostümlere inanıyordu. Kıyafet ne kadar parıltılı, eğlenceli ve farklı, yani ne kadar etkileyiciyse o kadar iyiydi. Ve Lola'nın hayatı, özellikle de seksi rockçı erkek arkadaşı varken mükemmele gayet yakındı. Ta ki Bell ikizleri olarak da bilinen Calliope ve Cricket mahalleye tekrar taşınıp Lola'nın derinlere gömdüğünü düşündüğü acı verici geçmişini gün yüzüne çıkarana kadar.

Yorumum: AMAN TANRIM !!! Bu şimdiye kadar gördüğüm en tatlı kitaptıııı. Yabancı Yayınları'nı gönülden tebrik etmek lazım, gerçekten harika bir iş çıkarmışlar ve kitabı muhteşem basmışlar. Tasarımı çok çok güzel. Resmen ara ara dönüp kitabın kapağına bakmaktan kitabı okuyamadım :D Yiyesim geldi. Kitap için çanta ve rozetler de çıkarmışlar ama maalesef alamadım. Zaten bildiğiniz üzere kitabı indirimdeyken almıştım ama hangi site olduğunu unuttum sanırım ilknokta.com idi, kitabı çantalı bir şekilde 20 liraya satıyor. 
Şimdi gelelim konumuza... Kitap çıktığından beri çok fazla iyi yorum aldı nerdeyse hiç kötü yorum görmedim diyebilirim. Bir alışverişimde kitaptan bir bölümünü aldıkları mini bir tanıtım kitabı gelmişti ve ben de beğenip listeme eklemiştim. Okumak için kısmet bugüneymiş. İki günde bitirdim. Karakterlerin hepsi çok gerçekçi ve samimiydi. Lola, kafayı kıyafetlere takmış, çılgın ve farklı bir kız. En yakın arkadaşı olan Lindsey, tüm en yakın arkadaş özelliklerine sahip, polisiye sever bir kız. Lola'nın ebeveynleri olan Nathan ve Andy,-evet eşcinseller- aşırı korumacı iki baba. Hikayelerini kitapta okuyacaksınız. Gerçekten çok iyiler. Lola'nın erkek arkadaşı olan Max, 22 yaşında müzik grubu olan, öfkeli ve serseri biri. Bell ikizleri, soyları Graham Bell'e dayanan Lola'nın komşuları olan kardeşler. Calliope Bell içten içe iyi olan ama dışarı karşı kötü gözüken sert korumacı bir kız ayrıca buz pateni ile ilgileniyor. Cricket Bell ise bir şeyler yaratmaya bayılan, uzun boylu, centilmen, utangaç kendi halinde,aşırı iyi kalpli bir çocuk. Anna, Lola ile birlikte aynı yerde çalışan eğlenceli bir kız. Anna'nın sevgilisi olan St. Clair bir Fransız ve zengin ve eğlenceli. İlk kitapta da bu ikilinin aşkları anlatılıyor. Sanırım karakterler bu kadardı, unuttuğum biri yoktur umarım. 
Lola'yı gerçekten çok sevdim. Her gün farklı bir peruk takan, kıyafetleri epey bir farklı olan çılgın ama iyi bir evlat. Bell ikizleri taşındığından ve kırılan kalbini onardığında beri hayatı normal gidiyor. Hatta bir sevgilisi var adı Max. Max'i Lola'nın ailesi bir türlü sevemiyor ve güvenemiyor. Hatta herkes Max ile Lola ilişkisinin yanlış olduğunu düşünüyor. Ama Lola doğru olduklarından emin gibi görünüyor. Bir gün yan eve birilerinin taşındığını görüyor ve Bell ikizleri olmasın diye dua ediyor ama taşınanlar tabiki Bell ikizleri. Geçmişte Calliope ile arkadaştı ve Cricket'ten de çok hoşlanıyordu ama bu ikizler Lola'nın kalbini çok fena kırdılar. Şimdi tekrar taşınmalarıyla birlikte her şey yine bir karmaşaya döndü. Lola'nın dyguları tepetaklak oldu ve doğru bildiği her şeyin bir yanlışa dönüştüğüne şahit olmaya başladı. 
Eğer kafanızı dağıtacak tatlı, hoş, sıradışı ve entrikasız bir kitap arıyorsanız bu kitap tam size göre. Ve sizi temin ederim ki Cricket'a bayılacaksınız. Çünkü şu aralar popüler olan o sert çocuklardan değil. Çok tatlı ve çok düşünceli <3

Alıntılar: ''Bazen hata bir olay değil, bir kişidir.''

''Eğer ben yıldızlarsam, Cricket Bell koskoca galaksiler eder.''

''Nefret ettiğimiz şeylerden bahsetmek kolay ama bazen bir şeyi niye sevdiğimizi açıklamak zor oluyor.''

''Mükemmel olmadığını biliyorum. Ama bir insanı başkası için mükemmel yapan o kişinin kusurlarıdır.''

''Mükemmel çok abartılıyor. Mükemmel sıkıcıdır.''

-''Senden çok hoşlanıyor.''
-''Cricket iyi biri. Hep böyleydi.''
-''O zaman hep senden hoşlanmış.''



                     

8 Ocak 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Ateş -Ertürk Akşun

Kitap Adı: Ateş
Yazarın Adı: Ertürk Akşun
Yayınevi: Beyaz Baykuş Yayınları
Türü: Otobiyografi
Yaş Grubu: Yetişkin 
Sayfa Sayısı: 366
Puanım: 3/5


Arka Kapak Yazısı: Hayat sizden artakalanların toplamıdır: acıların, aşkların, hayallerin...
''İyi bildiğim bir şey var. Eğer yaşamımın bir celladı olacaksa o ben olmalıydım.
Birilerinin insafına kalmış bir yaşamı, korkaklara bırakıyordum. Yeni bir yol beni bekliyordu ve ben bu yolculuğa çıkmanın heyecanı içinde çırpınıyordum.
Eğer siz de bir gün yolunuzu kaybedecek olursanız, o yolu bir daha aramayın; bırakın o yollarda başkaları yürüsün. Siz kendinize henüz hiç kimsenin yürümediği yeni bir yol bulun, neyle karşılaşacağınızı bilmeseniz de...''

ATEŞ, taşradaki kabuğunu kırmak için yola çıkan genç bir erkeğin macerasını anlatıyor. İlk aşkların acemiliklerini ve hayal kırıklıklarını, şimdiye kadar hiç kimsenin denemediği bir samimiyet ve cesaretle anlatıyor. Özgürlüğün keşfine varan sonsuz yolculuğun bütün iniş ve çıkışlarını hiç sakınmadan dile getiriyor.

İnsanın kendini bulması için önce kendisinden ve bildiği her şeyden cesurca ayrılması gerektiğini bize gösteriyor.

Bilinmeyen cenneti arayanlara...


Yorumum: Kitabın Edirne'de geçtiğini öğrendiğimde almak istemiştim ve yazarın 18 Saat kitabını henüz bitirdiğim için diline alışmışken alayım demiştim. Arka kapağını okuduğumda çok etkilendim ve okumak için sabırsızlandım. Ve yazarın kendi hikayesini, gençliğini anlattığını da bildiğimden iyice meraklandırdı beni.
Başladım okumaya... Bir hikaye ile başlıyor Bilgi Tapınağı'nı bulmak üzerine. O hikayeyi de çok sevdim ve dedim ki bu kitap tam benlik sanırım. Şu sıralar hayatımdan bunalmış durumdayım biraz ve içten içe her şeyi bırakasım ve yepyeni yollara yönelesim var. Dedim ki karakterle bağımı kuracağım sanırım. Üniversiteyi okumak için yaşadığı memleketi terk edip Edirne'ye gelen ergen bir erkek var başlarda. Yaşadığı yere bir daha dönmek istemeyen bir ergen. Başlarda bu ergeni anladım, yaşadığı değişikliği de kabul ettim ama sonraları karakterden uzaklaştım hatta soğudum. Çünkü tek derdi kadınlar ve ilişkiler olmuştu artık. Kadınlardan başka bir şey düşünmeyen birine dönüştü. Ortalarda 'yahu senin hiç mi başka derdin, düşüncen yok' diye nidalar attım. Daha sonra bu karakterimiz kitaplarla tanıştı ve artık kadınlardan daha değerli bir şey buldu. Zaten edebiyata yatkınlığı vardı aslında bu karakterimizin çünkü hep bir şeyler yazıyordu ve yazdıkları da çok güzeldi. Kitapların içine düştü artık ve değerleri değişti. Kitabın başından sonuna kadar bir ergenin ilklerine, olgunlaşmasına, değişimlerine şahit oluyoruz bu da çok güzel bir şey aslında, onu tanımak. 
Kitabın içinde çok çok güzel yazılar vardı. Yazarın Agafya adlı kitabını da merak etmiyor değilim. Belki okumak kısmet olur ve onu da yorumlayabilirim burada. Şimdilik benden bu kadar. Sıradaki kitabım olan Lola ve Komşu Çocuk okunmak için beni bekliyor. Görüşmek üzere :)