17 Ağustos 2019 Cumartesi

Deniz Kabuklu Toka Seti Yapımı | DIY ⭐

Herkese sıcak bir yaz gününden selaamlar 🌻 Bahar aylarından beri çok  moda olan ve hemen hemen her yerde hayatımıza giren bu deniz kabukları tokalara da çok yakışıyor. Bir sürü marka (zara, bershka, pull and bear vb.) birçok modelde deniz kabuklu toka seti satıyor fakat benim şehrimde bu tarz mağazalar yok ve genellikle fiyatları da (özellikle indirimde değilse) herkesin ulaşabileceği miktarda değil. Ben de 'aman ben bunları yaparım kendime' düşüncesiyle evi aradım taradım. Denizden topladığım deniz kabuklarını buldum ve istediğim boyutta aralarından seçtim. Gerçi artık kırtasiyelerde veya hediyelik eşya dükkânlarında bile satılıyor deniz kabuğu, yani oralardan da edinebilirsiniz. Sonra tel tokalarımı aldım ve simli ojelerimle boyayıp buzdolabına koydum. Kendiliğinden gri veya altın renkli tel tokalar da var ama ben de yoktu 😥 ojeyle boyamak ve kurutmak zor söyleyeyim, keşke hazır simli renkli tel tokalardan alsaydım diyorum. Ojeler kuruyunca birkaç yıl önce a101den aldığımız silikon tabancasıyla deniz kabuklarını bir güzel yerleştirdim ve yine kurumaya bıraktım. İşte bu kadarr tokalarımız hazır. Kendi kendime böyle şeyler yapmak beni çok motive ediyor ve mutlu oluyorum. Yaşasın kendin yapçılık 😄💪 Aşağıya fotoğraf bırakıp kaçıyorum. İyi günleeer 🐚🐚🐚🐚

29 Mart 2019 Cuma

Kitap Yorumu: Dr. Jekyll ile Bay Hyde

Kitap Adı: Dr. Jekyll ile Bay Hyde
Özgün Adı: Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde
Yazar Adı: Robert Louis Stevenson
Çeviren: Celal Üster
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Fiyatı: 9 TL

 
Selamlar Kuyutormanımın güzel okuyucuları. (umarım okuyucularım vardır. :D) 
Upuzun bir aradan sonra kitap yorumu giriyorum ve bu şu an bana ne kadar iyi geliyor bilemezsiniz. Ben okuduğum kitapları malesef unutuyorum yani "ne nasıl oldu? nasıl bitti?" şeklinde sorular soruyorum genelde kendime bu yüzden de bir karar verdim, artık blogumda hem kitap yorumu yapacağım hem de kitap özetleri. (belki birazcık spoilerlı, ama spoiler olunca sizi haberdar edeceğim merak etmeyin) İnanın bu benim için çok iyi olacak çünkü hatırlayamadığım kitapları gidip kitaplığımın önünde karıştırmaktansa buraya gelip okuyacağım ve böylelikle anılar tazelenecek. (yehu!) Şimdi lafı çok uzatmadan kitap yorumuna geçmek istiyorum. 


İnsanoğlu var olduğundan beri içinde bir sürü kişilik taşır fakat bu kişilikleri belli bir biçimde ikiye ayıracak olsaydık bir taraf iyi olurdu bir taraf da kötü. Kitaptan yüzeysel bir şekilde bahsetmem gerekecekse eğer iyi ve kötü yanlarımız konu olarak hakim diyebilirim. Kimimiz içimizdeki kötüyü bazen küçük küçük de olsa dışarı çıkarabiliyoruz ve bundan haz alabiliyoruz fakat tabiki bu kötülüğün dozu önemli. 
Kitap eski bir dönemde geçiyor ve kitaptaki kişilikler saygın kişilikler ve dönemin Londrası hatta bizim karakterlerimizin yaşadıkları kesim epey bir metropol. Bu saygın kahramanlarımız bir buluşmada bir cinayet vakasından bahsederler ve onların Londrasına hiç mi hiç uymayan itici bir insanın Londra sokaklarında gezdiğine dair dedikodular da alır başını gider. Baş kahramanımız Doktor Jekyll de benimsediği farklı değerleriyle ve son zamanlarda gerçekleştirdiği farklı davranışlarla başta en yakın arkadaşı olan avukatının gözüne batar. Hem cinayeti açıklığa kavuşturmak hem de arkadaşının son zamanlarda bulunduğu ruh haline sebep aramak üzere araştırmalara başlar Avukat Utterson. Olaylar da bu şekilde ilerliyor. İnsanoğlunun psikolojisine, düşüncelerine ve davranışlarına yer veren ve tüm bunları güzel bir hikayeyle betimleyen harika bir kitap. Sonunda ise her şey tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. İçinizdeki canavarı gün yüzüne çıkarmak sizi özgür ve mutlu bir birey mi yapar yoksa daha çok batırır mı? Düşünülmesi gereken bir soru. Kitabı tavsiye ederim. 
Kitap Özeti (spoilerlıdır)
Londra'da ipsiz sapsız gezen, kısa boylu, meymenetsiz yüzlü, itici bir adam vardır ve bu adam saygın bir doktorun evine girip çıkmaktadır. Doktorun yakın arkadaşı olan Avukat Utterson doktoru bu konuda uyarır ve doktorun bu dehşet yüzlü adama neden bu kadar güvendiğini de anlayamaz. Bir ara Londra'da bir cinayet olur ve herkes bu cinayetin sebebinin korkutucu Bay Hyde olduğunu söyler. Bay Utterson bunun üzerine araştırmalara başlar ve bu araştırmalar onu bambaşka bir sonuca götürür. Tüm bu süreç boyunca arkadaşı Dr. Jekyll'in nasıl içine kapandığını, evinden çıkmadığını, sürekli laboratuvarından değişik sesler geldiğini gözlemler. En sonunda Dr Jekyll'in hizmetkarlarıyla doktorun bulunduğu odanın kapısını kırar ve içeride Bay Hyde'ın cesediyle karşılaşır. Odada bulunan kendi adına yazılmış mektupları okur ve gerçekleri öğrenir. Mektuplarda Dr. Jekyll'in belirli ilaçlarla bir deney yaptığı ve bu sayede dilediği zaman vücudunun ve düşüncelerinin değişime uğrayıp Bay Hyde olduğu, zamanla içindeki kötünün galip geldiği ve artık içindeki iyi ve saygın olan doktor Jekyll'in sonunun geldiği yazmaktadır.

Son

Kitabın dili çok anlaşılır ve sadeydi tabi bunda çevirmenin de başarısı büyük. Her bakımdan beğendiğim ve üzerimde etki bırakan bir kitap oldu. Kitap çok kısa fakat verdiği iç düşünceler ve soruların sonu yok. Kesinlikle okuyun derim. Bol kitaplı, iyi günler dilerim. 

Alıntılar:
"İşte bu yüzden elimdeki bu yeni güç bana o kadar çekici geldi ki sonunda onun kölesi oldum."

"Soru sormakla kıyamet günü arasında pek çok benzerlik vardır. Soru sormak bir taşı harekete geçirmek gibidir. Bir dağın tepesinde öylece oturduğunu düşün; taş başlar yuvarlanmaya ve öteki taşları da harekete geçirir; çok geçmeden, taşlardan biri evinin arka bahçesinde oturan kendi halinde (hemde en son akla gelebilecek) bir adamcağızın tepesine iniverir, ailesi de dımdızlak ortada kalır. Yok, efendim, ben ilkemden şaşmam: Birinin canı burnuna gelmişse ona fazla soru sormayacaksın."
"Böylece, beni ben yapan, kusurlarımın azalması değil tutkularımın dayatıcılığı oldu; bu da, insanın iki yönlü doğasını bölen ve birleştiren iyilik ve kötülük dünyalarının bende insanların çoğundakinden de derin bir uçurum açmasına neden oldu."
"Ah benim zavallı Harry Jekyll'ım, bugüne kadar Şeytan'ın imzasını gördüğüm tek yüz, senin o yeni arkadaşının yüzü.''
"Merakı bastırmak bir şeydir, onu yenmek başka bir şey."

5 Nisan 2018 Perşembe

Hayatımı kolaylaştıran ürün: Amazon Kindle 4

Merhaba arkadaşlar! Bugün bana uzak bir konuda yazı gireceğim ve bir ürün tanıtacağım. İşte karşınızda o mükemmel ürün ta ta ta taammm
Amazon Kindle 4

Kısa zaman önce Locke Lamora'nın Yalanlarını telefonumdan pdf olarak okumaya başladığımdan beri telefondan kitap okumak hayatımda yer edindi. Daha önceden böyle bir şey yapmamıştım gerek de duymamıştım açıkçası fakat bu işin kolaylığının ve hızının tadına varınca yeni bir arayışa girdim çünkü telefon yetmiyordu şarj olarak. O zamanlarda da şans eseri uygun fiyata Kindle 4 bulunca hemen kaptım bir tane ve o gün bu gündür o benim canım!

Şimdi özelliklerine değinmem gerekirse (pek anlamasam da) dokunmatik özelliği olmayan bir model ki bu başta sorun yaratsa da şimdi çok hoşuma giden bir şey. Sayfa geçişleri iki yandaki tuşlardan oluyor. Hafif ve küçük çünkü klavye sistemi yok, gördüğünüz gibi birkaç tuşu var. Bir şey not almak ya da internette bir şey aratmak istediğinizde ekran klavyesi çıkıyor ve klavyeyi dört yönlü tuş takımıyla kullanmak biraz zor. WiFi bağlantısı var. 1.25 gb kullanılabilir hafıza var. Şarj konusunda ise hiçbir sıkıntım yok. Yaklaşık 3 saatte şarj oluyor ve şarjı baya dayanıyor. Yani bir ay ile üç hafta arası değişebiliyor. Diğer kindle modelleri nasıl bilmiyorum ama ben kendiminkinden memnunum çünkü yaptığım ve istediğim tek şey kitap okumak onu da çok güzel karşılıyor. Tek sıkıntısı ekran aydınlatması olmaması. Bu gerçekten problem yaratıyor. Odamdayken falan sıkıntı olmuyor sonuçta gece lambası açık oluyor ama yolculukta falan ışık olmaması kötü oluyor onun için de küçük kitap okuma lambalarından aldım. Onun dışında daha özele inersek, istediğiniz yerin altını çizebilir, not alabilir ve yabancı kitap okuyorsanız da bilmediğiniz kelimelerin anlamlarına hemen bakabilirsiniz. Bu tarz ürünler arayanlara umarım birkaç fikir sunabilmişimdir. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. 🌹


13 Şubat 2018 Salı

2017 Favori Kitapları


Herkese merhaba arkadaşlar.
Geç gelen bir yazıyla karşınızdayım. Merak ediyorsanız sizi daha fazla bekletmiyorum ve hemen yazıya geçiyorum.
1. Centilmen Piç Serisi
İ
lk sırada tabiki bu seri yerini alacaktı çünkü tüm sene boyunca mekanları, karakterleri unutamadım ve kitabı okumadığım zamanlarda kafamda canlandırmaktan, arkadaşlarıma anlatmaktan kendimi alamadım. Bu serinin her bir kitabı benim bebeğim o yüzden aralarında ayrım yapamıyorum ama yine de "hadi ya illa biri öndedir" diyorsanız ilk iki kitap üçüncüsünün önüne geçiyor gerçekten. Çünkü üçüncüsünde sevmediğim bir karakter vardı ve şimdi spoiler olmasın diye açıklayamadığım olaylar ama kesinlikle harika bir seri ve merakla bekliyorum dördüncüsünü.

Not: eğer kitapları okumakta zorlanıyorsanız pdf indirerek okuyun derim hem kitaplar hep elinizin altında olmuş olur hem de okuması daha kolaylaşır.

2.Ruhlar Kütüphanesi

Serinin üçüncü ve son kitabı olan Ruhlar Kütüphanesi kesinlikle en en en güzel kitabı da. Bir kere bu kitapta yaratılan mekan ve kurgu beni büyüledi. Son olmasının verdiği burukluk da kitaba olan ilgiyi arttırıyor ve aynı zamanda kitaptaki maceranın hat safhada olması da kitabı başımızın tacı yapıyor. 

3. Işığı Ararken

Hiç aklımda yokken çekilişle kazandığım bu kitabı tabiri caizse iki üç günde yalayıp yuttum. Psikolojik gerilim ve polisiye benim kitap okumaya başladığım yıllarda ağırlık verdiğim bir kategori idi bu yüzden bu alanın yeri bende çok ayrı. Bu kitap da kurgusu, yazarın tarzı ile bu kategoride ilk sıralarda yer alır. Hiçbir seriye ait olmadığı için biraz yorumlamak istiyorum. Kitap 2005 yılında bir mahkemede sorguyla başlıyor daha sonra isimsiz bir kadın cinayeti geliyor ve sonra da bizim esas karakterimiz Catherine ile 2007 yılına geliyoruz bir bölüm sonra da 2003 yılına gidiyoruz yani olayları bu zaman döngüleriyle öğreniyoruz. Catherine günümüz yılında ileri derece obsesif kompulsif hastası ama geçmişte dışa dönük, partilerden geri kalmayan, herkesle arkadaş olup, erkeklerle flört eden ve işinde iyi olan bir karakterken şimdi evinden dışarı çıkmayan, panik ataklar geçiren, sürekli güvensiz ve izlendiğini düşünen biri. 2003 yılında bir erkeğe gönlünü kaptırıyor ve o erkek yüzünden pek istemese de tüm her şeye kendini kapatıyor. Başlangıçta her şey iyi hoş giderken yavaş yavaş tartışmalar başlıyor, hakaretler, kıskançlık yüzünden kısıtlamalar ve Catherine'i rahatsız edecek her türlü gizli saklı işler. Ve son olarak da psikolojik şiddetin yanında fiziksel şiddete de maruz kalıyor sevdiği adamdan. Adam Catherine ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. Kadının iyileşme sürecini okumak da, neden böyle olduğunu geçmişten yavaş yavaş öğrenmek de çok keyifliydi. Bir sonraki bölümde neler olacağını merak etmekten sayfalar aktı gitti. Benim gibi böyle psikolojik gerilim seviyorsanız yüzde yüz tavsiyemdir.

4. Çavdar Tarlasında Çocuklar

Bazen klasiklere başlarken gözümüz korkar ya hani bu kitap öyle değil işte. Klasik gibi klasik. Günlerce üstüne konuşulup, düşünülüp, tartışılabilir. Kitabın ana karakteri Holden'ın meşhur bir sözü var, şimdi tam doğru bir şekilde yazamayabilirim ama şu şekilde "bazı kitapları öyle beğenirsiniz ki yazarıyla arkadaş olmak ve saatlerce konuşmak istersiniz" gibi bir şeydi ve bu söz gerçekten tüm kitap kurtlarının katılacağı bir söz. Bizim Holden kendi halinde bir genç ve o an aklına ne koyduysa onu yapan sıradışı biri ayrıca. Çok basit bir dili varmış ve kitaba yalın bir anlatım hakimmiş gibi görünse de altı çizilesi derin anlamlı cümleler vardı. Baştan sona kadar lisede olduğunu sandığım Holden sayesinde belki birçok şeyi sorguluyoruz. Kışın göller donunca ördeklere ne olduğu gibi şeyleri. Kitabın içinde çavdar tarlasıyla ilgili bir bölüm var ki çok çok etkileyici bir bölümdü ve kitap adını buradan alır. Holden birçok insana amaçsız gelebilir fakat insan ona özenmeden edemiyor ve ara ara Holden olmayı kafamda düşündüm, tarttım. Holden sayesinde onun nefret ettiği insanların aslında bizim etrafımızda olduğunu ve hayatın iki yüzlülüğünü de görüyoruz. Bi de bizim bu Holden'ın bir kız kardeşi var ki bayıldım aralarındaki diyaloglara. Holden, düşünmeye çalışan, her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan ve adaleti arayan biri olmasıyla okuyucuya bir sürü şey öğretiyor. Kitaptaki kış havası da içimi ayrı bir ısıttı. Holden'ın dediği gibi çok 'kıyak' bir kitap imiş.

5.Olasılıksız

Upuzun zamandır listemde olan ve okumak için çok çok geç kaldığım Olasılıksız bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap çünkü aşırı akıcı. Kitabın her sayfasında şoklar içinde kalsam da son sayfada o son cümlede bir "vay be" çektim. Kitap bittikten sonra dünyaya farklı şekilde bakıyorum resmen ve kitaptaki olayları, karakterleri de düşünmeden edemiyorum yani hala etkisindeyim anlayacağınız. Kitabın içinde fizik, felsefe gibi birçok bilgilendirici konu vardı, ufkunuzu genişletecek nitelikte hepsi. Fizik ve istatistik hiç sevmezken bunları böyle biraz polisiye bir kitapta sevdiğim karakterlerden hikaye gibi okumak çok çok hoşuma gitti. Gözüm kapalı önerebileceğim bir kitap 🌱

6. Her Şey

Birgünde okuyup bitirdim. Bu cümleyle kitabı ne kadar çok sevdiğimi anlatmış oluyorum sanırım. Çok çok çok güzel bir hikaye ve sonu da şaşırtıcı. Filmine de hemen çıktığı gibi gitmiştim ve onu da çok beğenmiştim. Kesinlikle ama kesinlikle okuyun.

7. Dracula

Dracula ile ilgili bir sürü şey okudum izledim ama Bram Stoker'in Dracula'sını bir okuyamamıştım. Hepsinden farklı ve hepsinden de güzeldi. Bildiğimi sandığım çoğu şeyi bilmiyormuşum veya yanlış biliyormuşum. Her şeyin aslı ve doğrusu bu kitapta.

8. Frankenstein

Doktor Frankenstein'ın yarattığı karakterin hayatı kesinlikle okumaya değer. İnsan evriminin nasıl geliştiğini en acı gerçeklerle öğreniyoruz. 

9. Sineklerin Tanrısı

Çocuk da veya yetişkin fark etmez bu insanoğlunu bir yere koy ve orayı nasıl cehenneme dönüştürdüğünü otur izle. Gerçekten kitabı bitirdikten sonra aklımda başka bir düşünce yer edinemedi. Çarpıcı bir kitap. Yıllar geçse bile etkisi geçmez.

10. Vadideki Zambak

Başlarda okumakta epey bir zorlandığım fakat sonraları delicesine sevdiğim bir kitap oldu. Kitap bir kadına yazılan mektup niteliğinde. Bir adamın geçmişte yaşadığı ne var ne yok anlattığı bir mektup. Mektupta öyle bir aşk anlatılıyor ki hiç birbirine dokunmadan, bakmadan, göremeden, yaşayamadan... Başlarda belki benim gibi biraz sıkılabilirsiniz ama size tavsiyem bırakmayın ve okuyun.

11. Anna Karenina

Evet çok kalın. Evet o bir klasik. Ama harika bir kitap. Okuması uzun ama bu süreçte neler neler öğreniyorsunuz, nereleri geziyor ve kimleri tanıyorsunuz. Filmi de var. Önce okuyun sonra koşun izleyin. 

Fotoğrafta yer almayan Uyumsuz serisi ve Metro serisi de yıl içinde okuduğum en güzel kitapların içinde yerini alıyor. Benim favorilerim bu kadardı. Umarım güzel kitaplar tavsiye etmişimdir size. Hoşçakalııın :-) 

9 Aralık 2017 Cumartesi

Winter is here. | Winter Bucket List | Kış Etkinlikleri *

Kaynak: reader-beautihunter.tumblr.com
Herkese merhaba ❄ Kış mevsimi Aralık ayı ile geldi çattı artık ve biliyorum ki birçoğumuz bu mevsimi çok çok seviyoruz. Sıcacık kazaklar, botlar, sıcak sahlepler, kestaneler, sevdiklerimizle sıcak ortamlarda yapılan buluşmalar ve en en en güzeli de yılbaşı heyecanı. Benim her sene çok heyecanlandığım aylara geldik ve ben bugün blogumda kışın yapılabilecek aktiviteleri paylaşmak istiyorum. Belki yazımı okurken birçoğunuza ilham verebilirim ya da en azından içinizi ısıtabilirim. 
Ve son olarak bu mevsim Kuyutorman'a çok yakışıyor ❤

*Kardan adam yapmak
*Karda kaymak
*Sokak hayvanlarına ev yapmak ve onları beslemek
*Yürüyüşe/koşuya çıkmak
*Yılbaşı ağacı süslemek
*Yılbaşı için sevdiklerinize hediyeler bakmak ve onları ellerinizle paketlemek, notlar yazmak
*Film maratonu düzenlemek
*Kurabiye yapmak
*Kitap okumak
*Kartopu savaşı yapmak
*Bütün gün evde pijamalarla, sıcak su torbasıyla pinekleme
*Buz pateni kaymak
*Yeni yıl için hedefler belirlemek, plan yapmak
Kaynak: bojongourmet.com
*El yapımı hediye yapmak
*Şehrin yılbaşı coşkusuna kapılmak
*Konsere gitmek
*Kütüphanede vakit geçirmek
*Sinemaya gitmek
*Gönüllü işlerde bulunmak
*Yeni bir mekana gitmek
*Müzeleri gezmek
*Erkenden uyanıp kahvaltıya gitmek
*Yeni bir hobi edinmek
*Dilinizle kar taneleri yakalamak
*Şarap yapmak
*Fotoğraf çekmek
*Yeni bir çorba tarifi denemek
*Bir arkadaşa mektup yazmak 
*Sıcak çikolata yapmak
*Mısır patlatmak
*Alışverişe gitmek
*İstek listesi yapmak                                                                 
*Aşık olmak
*Yılbaşını kutlamak
*Oyunlar oynamak
*Evde cilt bakımı günü düzenlemek
*Yüzüklerin Efendisi geceleri düzenlemek
*Odanızı toplamak
*Evi dekore etmek
*Boza içmek
*Şarkı listesi yapmak
*Battaniye altında oturup pencereden kar manzarasını izlemek
*Anı yaşamak
Kaynak: s-media-cache-ak0.pinimg.com


2 Aralık 2017 Cumartesi

Kitap Yorumu: Çavdar Tarlasında Çocuklar

Kitap Adı: Çavdar Tarlasında Çocuklar
Özgün Adı: The Catcher in the Rye
Yazarı: J.D. SALINGER
Çevirmeni: Coşkun YERLİ
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 198
Fiyatı: 12 
Puanım: 5/5

Yorumum:
Yoruma nasıl başlayacağımı düşünürken kitaptan şöyle bir cümle ile başlamaya karar verdim; 'bir işi yapmadan önce nasıl bilebilirsiniz onu yapıp yapmayacağınızı' Bana göre gerçekten bu cümle sanki kitabı özetliyor. Bizim baş kahraman Holden kendi halinde bir genç ve o an aklına ne koyduysa onu yapan sıradışı biri ayrıca. Çok basit bir dili varmış ve kitaba yalın bir anlatım hakimmiş gibi görünse de altı çizilesi derin anlamlı cümleler vardı. Baştan sona kadar lisede olduğunu sandığım Holden sayesinde belki birçok şeyi sorguluyoruz. Kışın göller donunca ördeklere ne olduğu gibi şeyleri. Kitabın içinde çavdar tarlasıyla ilgili bir bölüm var ki çok çok etkileyici bir bölümdü ve kitap adını buradan alır. Holden birçok insana amaçsız gelebilir fakat insan ona özenmeden edemiyor ve ara ara Holden olmayı kafamda düşündüm, tarttım. Holden sayesinde onun nefret ettiği insanların aslında bizim etrafımızda olduğunu ve hayatın iki yüzlülüğünü de görüyoruz. Bi de bizim bu Holden'ın bir kız kardeşi var ki bayıldım aralarındaki diyaloglara. Holden, düşünmeye çalışan, her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan ve adaleti arayan biri olmasıyla okuyucuya bir sürü şey öğretiyor. Kitaptaki kış havası da içimi ayrı bir ısıttı. Holden'ın dediği gibi çok 'kıyak' bir kitap imiş.

Kaynak: Goodreads

Alıntılar
-"Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. Ama öylesi pek bulunmuyor."

-''İnsanlar bazen , bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanırlar.''

-“Hayat, tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur. ”
“Evet, efendim. Öyledir, biliyorum.”
Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun.

-"Ona kartopunu kimseye fırlatmayacağımı söyledim, ama bana inanmadı. İnsanlar size hiç inanmıyorlar zaten."

-''Bir şeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem. Üzülmekten gidemem. Üzülmeyi bırakıp gidemem.''

-“Denizci herifle ben birbirimize, tanıştığımıza memnun olduğumuzu söyledik ki böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, ‘Tanıştığımıza memnun oldum.’ demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.”

-''Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.''

-"Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın,Tanrı aşkına; özellikle de hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli insansa?"

-"Eğer çocuklarımız olursa onları bir yerlere saklardık. onlara bir sürü kitap alırdık, okuma yazmayı biz öğretirdik.''

Kaynak: ffffound.com

Kaynak: neilwebbillustrator.blogspot.com

‘’... büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.’’

Kaynak: redlipstickresurrected.tumblr.com



Kaynak: teacherspayteachers.com

Vee o son cümle...

"Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra."






24 Kasım 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Metro serisi #1 | Metro 2033

Kitap Adı: Metro 2033 
Yazarın Adı: Dmitry Glukshovsky
Çevirmenin Adı: Deniz Banoğlu
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Türü: Distopya/Gerilim
Sayfa Sayısı: 600
Goodreads: 3.98
Puanım: 4/5


Arka Kapak Yazısı
Metro 2033
Yıl 2033... Nükleer savaş sonrası enkaz haline gelen dünyada insan soyu neredeyse tükenmiş, radyasyon yüzünden kentler yaşanamaz halde... Hayatta kalan birkaç bin kişi yeraltına, dünyanın en büyük nükleer sığınağı olan Moskova Metrosu'na sığınıyor. Burası insanoğlunun son kalesi.
Yeraltındakiler için en büyük tehlike Karadelililer. İstasyonlar mini devletlere bölünmüş. İdealler, dinler, temiz su gibi nedenlerle bir araya gelmiş halklar. Duygular yerini içgüdülere bırakmış. Tek bir amaç var: Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak.
Genç Artyom'a, yaklaşmakta olan karanlık tehlikeye karsı halkı uyarmak için Metro'nun kalbi, "Polis" istasyonuna gitme görevi verilir. Metro'nun kaderi belki de tüm insanlığın kaderi Artyom'un elindedir artık...

Yorumum
Uzun soluklu bol macerali Metro 2033 bitti ve ben deli gibi oyununu oynamak videolarını izlemek istiyorum.
Şimdi kitap şöyle ki 2033 yılında dünya nükleer savaş nedeniyle yerle bir olmuş ki bu tarz konular beni aşırı heyecanlandırıyor. İnsanlık neredeyse yok olmuş ve her yer felaket halde, radyasyon sebebiyle kimse yaşayamıyor ve bu yüzden de sağ kalan insanlar Moskova Metrosu'nu yuva belliyor. Bu bildiğiniz bir metro rayları var istasyonları var yürüyen merdivenleri falan var her şey bildiğiniz gibi tek fark hiçbir şeyin çalışmaması çünkü çalıştıracak elektrikleri veya güçleri yok. Her istasyonda bir topluluk var ve artık herkes yaşadığı istasyonu memleket yapmış. İstasyonlar arası öyle dilediğiniz gibi gidip gelemiyorsunuz çünkü her istasyonun kendi nöbetçisi vizesi kuralı falan var. Metro giriş çıkışlarında nöbet tutan askerler var. Şimdi diyeceksiniz bu askerler metro sakinlerini neyden, kimden koruyor? Karaderililerden ve tabiki yeryüzünde yaşayan radyasyondan dolayı değişen, vahşilesen yaratıklardan. Tüm dil, din, ırk, ideoloji ayrılıklarına rağmen metroda bir arada yaşayan insanların da tek bir amacı var o da ne olursa olsun sağ kalmak ve metroyu korumak. Bir sürü insanla tanışıyoruz bunların arasında bizim baş kahramanımız olan Artyom var. Ah, şu Rus isimleriyle başım belada. Kitapta bir sürü Rus ismi bi de bi sürü Rus lakabı var buna ek olarak istasyon isimlerini aklımda tutmak onlari haritada sürekli aramak biraz okuma hızını yavaşlatıyor ama haritası olan kitapları her zaman çok seviyorum bambaşka bir dünyada gezdiğimin bir kanıtı sanki. Neyse Artyom'a bir tehlikeden tüm metro halkını kurtarmak için bir görev verilir ve macera başlar. Birçok etkilendiğim nokta vardı mesela zaman kavramının önemini yitirmesi, güneşi ve yıldızları görmedikleri için mucize veya kendilerini kaptıracak tehlike olarak görülmesi, güneşte gezememeleri gibi. Sonu ise şaşırtmalıydı. Devamını araya birkaç kitap koyduktan sonra okuyacağım ve bu sırada oyununu da oynayacağım.





18 Ağustos 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Anna Karenina- Tolstoy

Kitap Adı: Anna Karenina
Kitabın Yazarı: Lev Tolstoy
Yayınevi: Dionis Yayınları
Türü: Yabancı Klasik
Yaş Grubu: Yetişkin
Sayfa Sayısı: 872
Puanım: 4.5/5
Fiyatı: 5 tl


Yorumum: Selam herkese 🌸 Yaklaşık bir bir buçuk sene önce "okurum ben bunu yaa" diyerek sepete attığım Anna Karenina eve gelince gözümde büyüdü büyüdü büyüdü fakat temmuz ayında başka bir kitabım kalmadığı için okumak üzere aldım elime. Şimdi size "çok kolay okudum" diyemeyeceğim fakat "iyi ki okudum" diyebilirim rahatlıkla. Gerçekten nesilden nesile aktarılacak harika bir eser. Evet, okuma sürem baya uzun oldu ama böyle harika karakterleri tanıdığıma ve böyle de uzun uzun kanırta kanırta okuduğuma değdi. Ön yorumlarımı yaptığıma göre gelelim kitabın ta kendisine. Kitap 19.yüzyılın sonlarındaki Rusya'yı, ikiyüzlü sosyete hayatını, evliliklerini, tutkularını göz önüne seriyor öyle seriyor ki "bu Rusya da ne ilginçmiş" diye düşündüğüm an çok oldu. Anna Karenina evli ve bir oğlan sahibi herkesi etkisi altına alabilecek çok güzel ve çok zeki bir kadındır. Kocasıyla aşk ve tutkudan yoksun bir evliliği paylaşırlar ve kocasının soğukkanlılık, duygusuzluk gibi birçok özelliğine de içten içe sinir olmaktadır. Anna birgün erkek kardeşinden bir mektup alır ve hemen yola çıkar. Trenden indiğinde Rusya'nın en yakışıklı subaylarından biri olan çapkın Vronski ile göz göze gelir ve bir daha o gözler ikisi için de unutulamaz ve kendilerini Rusya'nın sosyetesinde bir trajedi içerisinde bulurlar. Sanmayın ki romanda sadece Anna, Vronski ve onların aşklarını okuyacaksınız. Hayır, öyle değil, onların dışında da bi sürü karakter var. Yazar her bir karakterin özüne inmiş ve hepsinin düşüncelerini, hissettiklerini okuyucuya mükemmel bir şekilde yansıtmış. Kitabı okurken isimler konusunda çok zorlandım çünkü her birinin birkaç ismi, ünvanı ve hatta lakabı var o yüzden "bu kimdi şimdi" dediğim de çok oldu. Kitabı dün bitirdim akşam da filmini izledik annemle. Filmi biraz değişik yapmışlar yani film gibi değil de tiyatro gibiydi ve ben çok çok beğendim filmini de ama filmde karakterlerin iç dünyaları çok yansıtılamamış ve sonu da eksik kalmış bence. Uzun lafın kısası bu kitabı okuyun ya da filmini izleyin. Aklınızdan kolay kolay çıkmayacak karakterlerle tanışacaksınız 🌹

Not: Ben Dionis Yayınları'ndan okudum kitabı fakat ben bu yayınevini size tavsiye etmiyorum çünkü çevirilerini pek başarılı bulmuyorum. Bu yüzden başka yayınevlerinden okursanız daha sağlıklı olacaktır. Filminden de birkaç kare bırakıp gidiyorum. Günün hangi saatinde okuyorsanız yazımı çok teşekkürler ve iyi saatler dilerim *.*









19 Mart 2017 Pazar

Neler İzliyorum?

Herkese selamlar. Elimde maalesef hiç kitabım yok ve biraz ara vermek için de yeni kitaplar satın almıyorum zaten şu sıralar vizelerim var onlara çalışmaktan kitaba pek zaman ayırabileceğimi sanmıyorum ama bloguma da bir şeyler yazmak istediğim için aklıma tüm zamanların en sevdiğim favori filmlerimi blogumda paylaşmak geldi. Gelin birlikte film tavsiyelerime bakalım.

Filmin adı Insidious. Türkçe adıyla Ruhlar bölgesi olan bu film anlaşılacağı üzere bir korku gerilim filmi ve kesinlikle benim favorilerimden. Astral seyehat üzerine kurulmuş bu film korku sevmeyenleri bile kendisine hayran bırakacağından eminim. Seri filmdir ayrıca. Serideki her film birbirinden güzel. James Wan imzası taşıyan bu filmin sonu ise son derece şaşırtıcı. Konusu da şöyleki ; Evde yaşanan tuhaf olaylar, Renai’ye evin hayaletli olduğunu düşündürür ve genç kadın kocasını taşınmaya zorlar. Bu sırada oğulları Dalton doktorların anlam veremediği bir komaya girer; tüm vücut fonksiyonları yerinde olmasına rağmen uyanamamaktadır. 
Aile yeni evlerine taşınmasına rağmen olaylar devam etmektedir; gece gündüz eşyalar yer değiştirmekte, kapılar açılıp kapanmakta ve etrafta tuhaf sesler duyulmaktadır. Josh, bu olanlara inanmasa da karısının ve annesinin eve medyum çağırmasına izin verir. O andan sonra olanlar ise en çok kendisini şaşırtacaktır.
Korku filmi gecesi düzenlemek istiyorsanız bu seri cuk oturur.

----------

Filmin adı Max Mad: Fury Road. Bilim kurgu distopya ve aksiyon türlerinde olan bu filmde inanın bana bir saniye yerimde duramadım. Bir filmin temposu hiç mi durmaz ya? Filmde öyle bir görsel şölen vardı ki kendimi kaptırdım gitti. Elbiseler,  mekanlar ve araçlar harikaydı. Zaten başrollerde Tom Hardy ve Charlize Theron olunca filmin kalitesiz olması neredeyse imkansız. Aklıma geldikçe hala nasıl bir kovalamacaydı o öyle diye soruyorum. İzleyiciyi coşturuyor adeta. Film aslında serinin dördüncü bölümüymüş ve ben diğerlerini izlemedim ama yine de ne, ne oluyor gibi anlamsızlıklara düşmedim. Zorlu geçmişi Mad Max’i hayatta kalmak için en iyi yolun yalnız olmak gerektiğine inandırmıştır. Yine de bir şekilde kendini Furiosa adlı liderlerinin peşinde çorak topraklardaki savaş ortamından, sürekli kaçarak hayatta kalmaya çalışan bir grubun arasında bulur. Yaşadıkları ortamı zalimce yöneten Immortan Joe’dan kaçmaktadırlar ve Joe kendisinden çalınan ve yeri doldurulamayacak derecede önemli kaybının peşindedir. Aksiyon sever biriyseniz ya da sevmeseniz bile mutlaka mutlaka kaçırmayınn.


---------


Filmin adı Ateşböceklerinin Mezarı. Şimdi bu afişi görmem bile gözlerimin dolmasına yetti. Yok böyle bir film arkadaş. Bütün film boyunca boğazıma bir şey oturdu ve film bittikten sonra bile gitmedi. Gözlerimden yaşlar resmen sel oldu aktı gitti. Ateşböceklerinin Mezarı II. Dünya Savaşı'nın sonuna yakın bir dönemde Japonya'da geçer. Filmde, bombalanan Kobe şehrinde hayatta kalmış 14 yaşındaki Seita (清太) ve onun dört yaşındaki kızkardeşi Setsuko'nun (節子) umutsuz çabaları anlatılır.
Filmin başlangıcında, nasıl sonlanacağı sezinlenmektedir. Seita Sannomiya İstasyonu'nun karanlık bir köşesinde terkedilmiş ve bir deri bir kemik halde ölür. Ardından ruhu kızkardeşinin ruhuyla biraraya gelir ve kardeşler trenle çeşitli istasyonlara giderken geriye dönüşlerle ve fondaki sesle geçmiş anlatılır.
Liman şehri Kobe'ye bombalı saldırı yapıldıktan sonra anneleri ölen Seita ve Setsuko teyzelerinin yanına giderler. Başlangıçta iyi görünen teyzeleri zamanla çocuklara daha az yemek verip daha kötü davranmaya başlar. Bunun üzerine kardeşler şehrin dışında yer alan eski bir sığınağa taşınmaya ve kendi kendilerine bakmaya karar verirler.
Seita, kendisi ve kardeşi için tarlalardan sebze çalmaya ve bombalama esnasında evleri yağmalamaya başlasa da yiyecek bulmak giderek zor bir hale gelir. Sonunda küçük kız yetersiz beslenmeden ölür. Seita kardeşi için insanlardan uzakta yalnız bir cenaze töreni düzenler. Ardından kız kardeşine ait küllerin birazını şeker kutusuna ekler ve kutuyu ve babasının fotoğrafını birlikte ölene kadar taşır.
Filmin sonunda Seita ve Setsuko'nun ruhları görülür. Artık sağlıklı ve iyi giyimli görünmekte ve yan yana oturarak günümüz Kobe'sine bakmaktadırlar.
Film hayatın ve savaşın tüm gerçeklerini ortaya döküyor. Hayatınızda iz bırakacak bir film olduğuna inanıyorum. 

----------


Türkçe adıyla Kasımda Aşk Başkadır filmi adında anlaşılacağı üzere romantik bir film ve izlediğim en güzel romantik filmlerde yerini aldı bile. Nelson Moss, tüm hayatı işi olan, işkolik bir adamdır. Bir gün ehliyet almak üzere girdiği bir sınavda Sara isimli deli-dolu bir kızla tanışır. Sara, Nelson'dan en azından bir ay boyunca onunla yaşamasını ister. Nelson, teklifi kabul edecektir. Kısa sürede aynı eve taşınan iki insan, yine kısa sürede birbirlerine aşık olacaklardır. Sara, hayatında ilk kez birisine aşık olmuştur. Nelson'ın bilmediği ise aşık olduğu Sara'nın kanser olduğudur. İki insan, ölümle hayatın girdabına beraber tutulmuşlardır.
Aşk filmlerinin başyapıtlarından resmen. Aşk ve saygı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi herhalde ve ancak bu kadar güzel hissettirilebilirdi. 

----------


19.yy sonlarında Londra’da Robert Angier, sevgili eşi Julia McCullough ve Alfred Borden hem arkadaştırlar hem de bir sihirbazın asistanlarıdırlar. Bir gösteri esnasında Julia ölünce Robert, onun ölümünden Alfred’i suçlar ve birbirlerine düşman olurlar. Zaman içinde ikisi de hem ünlü olurlar hem de rakip sihirbazlara dönüşerek birbirlerinin sahne üstünde performansını sabote etmeye kalkışırlar. Alfred başarılı bir hile yapınca Robert, rakibinin sırrını çözmek konusunu takıntı halinde getirir ve trajik olaylar birbirini kovalar.
Sonları şaşırtıcı ve beklenmedik biten filmlere ayrı bir sevgim var ve bu filmde o filmlerin ilk sıralarında. Ve filmde oynayan Christian Bale' e ise çook ayrı bir sevgim var. Zaten bu filmi izlemeyen kalmamıştır diyorum ama izlemeyenler bilin ki çok şey kaçırıyorsunuz. Sıradışı bir senaryoya sahip ve gizem hat safhada. Kesinlikle tavsiye ederim.

Benim kısacık film tavsiyelerimden bu kadar. İlginç bir yazı oldu benim için. Kendinize iyi bakınn :)








18 Mart 2017 Cumartesi

Kitap Yazıyoruz !!!

Çook uzun bir aradan sonra yeniden merhabalaar :) Bugün çok heyecanlı bir yazı ile buradayım çünkü uzun zamandır kafamda olan ve aşırı istek duyduğum bir şey yapıyorum ve arkadaşımla birlikte hikayemizin temellerini atıyorum. Umarım beğenirsiniz. Kitabımızın tanıtımı için buraya tıklayabilirsiniz.
Ben bu türde yazılmış romanları aşırı aşırı beğeniyorum. Mesela Kurucunun Kızı, Tüm Sırların Sahibi Kız, Mistik Şehir gibi  ya da bu tarzda olan birçok filmi seviyorum o yüzden de kafamda hep bu tarz şeyler şekilleniyordu ve bu konuyu arkadaşımla konuştuğumda o da üstüne epey fikir ekledi ve ortaya bir şeyler çıktı bakalım. Yalnız yazmak ne kadar güzel bir şeymiş. Küçükken de ya da lise yıllarımda günlük tutan bir kızdım o yüzden yazmanın ne kadar rahatlatıcı bir şey olduğunu biliyorum aslında. Mutsuz anlarınızda, çaresiz hissettiğinizde ya da çok öfkelendiğinizde yazıya dökün inanın bana çok iyi gelecek üstelik hiç de zararlı ya da pahalı bir eylem değil. Hatta küçük bir tavsiye daha yabancı dil öğreniyorsanız ya da kendinizi geliştirmek gibi bir isteğiniz varsa bu yazılarınızı o yabancı dilde de yazabilirsiniz epey faydalı olacağına inanıyorum. 
Kendinize iyi bakııın :)


22 Temmuz 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Kürk Mantolu Madonna -Sabahattin Ali

Kitap Adı: Kürk Mantolu Madonna
Yazarın Adı: Sabahattin Ali
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Türü: Edebiyat/Klasik
Yaş Grubu: Yetişkin 
Sayfa Sayısı: 164
Goodreads: 4.52
Puanım: 4/5
Fiyatı: 11 TL


Arka Kapak Yazısı: "Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Madonna"yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum."

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

Yorumum: Herkese merhaba! Bu kitap bir ara o kadar popülerdi ki nedenini çok merak etmiştim ve öğrenme fırsatını daha yeni buldum. Dün başlayıp bugün bitirdiğim akıcı bir kitap oldu. Yani için de hem çok güzel cümleler var hem de hiç ağır değil. Aşkı, dostluğu, acıyı, ayrılığı ve kabullenişi daha doğrusu artık hissizleşmeyi o kadar güzel anlatmış ki herkesin neden bu kadar çok sevdiğini anlamış oldum. 
Kitabın baş karakterleri Maria Puder ve Raif Efendi'dir. Kitap günümüzde başlayıp geçmişe giden bir örgüye sahip. Raif Efendi son derece içine kapanık ve hayattan silinmiş bir karakter. Almanca mütercim olarak çalışan Raif Efendi her gün aynı şeyleri yapar, hiç konuşmaz, gülmez sanki yaşamıyormuş gibi işine gelip gider. Evde ailesi vardır tabi hem de kalabalık bir aile bütün yük de Raif Efendi'dedir ama hiiiç sesini çıkarmaz. Karakterimizin dış dünya ile hiç bir bağı yoktur anlayacağınız. Hayatı boyunca hep başkaları ne isterse yapmış, hayatına başkalarının yön verdiği şekilde devam etmiş asla sesini çıkarmamış. Bu nasıl bir adam diyeceksiniz ama işin doğrusu sonradan çıkıyor tabi. Raif Efendi hayatının sadece küçük bir bölümünü gerçekten istediği şekilde ve mutlu geçirmiş, e o anısını da kaleme almış ve herkesten sakladığı bir deftere dökmüş sırlarını..
Ölüme yaklaştığı sıralarda iş yerindeki genç arkadaşını, masasındaki çekmecede saklı olan bu defteri yakmakla görevlendirir fakat bu genç arkadaş defteri yakmadan önce Raif Efendi'nin sırrını çözmek için defteri okur. Biz de hikayeyi bu şekilde öğreniyoruz ve kendimizi bir anda Raif Efendi'nin geçmişinde, 20'li yaşlarında buluyoruz. 
Babası tarafından 20'li yaşlarda Almanya'ya gönderilen Raif Efendi birgün sanata karşı olan ilgisi sebebiyle bir resim sergisine gider. Orada tablolar arasında bir sanatçının otoportresini görür ve tablodaki kadını hiç tanımamasına rağmen platonik olarak aşık olur. Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır. Her gün tabloyu görmeye gider çünkü ona çok hayrandır öyle hayrandır ki yanına gelen ve onunla konuşup gülüşen kadını bile görmez gözü. Tablodaki kadın onun için Kürk Mantolu Madonna'dır. Daha sonra sokakta yürürken bir gün tabloyu yapan kişi yani Kürk Mantolu Madonna'sı olan Maria Puder'i görür ve daha önce sergide yanına gelen kadının da ta kendisi olduğunu anlayınca dünyası artık tamamen değişir. Maria dominant, özgür ve ne istediğini bilen ve söyleyen bir karakterdir. Hatta zaman zaman Raif'i çocuk olarak nitelendirir. Maria aynı zamanda kendisini erkek gibi görür. İkisi de böyle zıt karakterlerdeyken arkadaş olurlar ve her günü birlikte geçirirler. Daha fazlasını anlatmayayım. Konusu hemen hemen böyleydi. Çoğu insan için bu kitap başucu kitabı imiş, hakkı da var tabi gerçekten içinde çok anlamlı cümleler var ve acıklı bir hikaye olması da insanı etkiliyor. Tavsiye ederim hem de canı gönülden. İyi günler!

Alıntılar:

"Seni seviyorum... Deli gibi değil gayet aklı başında olarak seviyorum."  

"Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım."

"Aşk öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilemediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilemeyiz."

"Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü."

"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim."
- Maria Puder

Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanı vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?

Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim. Bu hal gerçi bir çok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim.



6 Haziran 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Sessiz Oda -Lori Schiller

Kitap Adı: Sessiz Oda
Özgün Adı: The Quiet Room
Yazarın Adı: Lori Schiller
Çevirmenin Adı: Elif Kadıoğlu
Yayınevi: Martı Yayıncılık
Türü: Psikoloji, Anı, Biyografi
Yaş Grubu: Yetişkin
Sayfa Sayısı: 463
Goodreads: 3.99
Puanım: 5/5


Arka Kapak Yazısı: "Burası tam olarak yeterli değil. Koltuktan uçamadım," dedi. Etrafına bakındı. " Eğer beni pencereye götürebilirsen sana uçabildiğimi gösterebilirim."
Buna inanıyordu. Bu konuda hiç bir şüphe yoktu, bunu gerçekten yapabildiğini sanıyordu. Eğer onu pencereye götürürsek elleri havada iki tarafına açılmış olarak yere çakılacaktı. 
Ne diyeceğimizi bilemiyorduk, biz de konuyu değiştirdik ve sonra hastaneden ayrıldık. Ayrılırken sesi kulaklarımda çınlıyordu: "Uçabiliyorum baba, uçabiliyorum."

***
On yedi yaşındaki Lori Schiller birbirine bağlı zengin bir ailenin tek kızıydı. Altı yıl sonra ilk intihar girişiminde bulundu ve New York şehrinde kafasında ona eziyet eden sesler ve üzerinde yırtık pırtık kıyafetleriyle sokaklarda dolaştı. Lori Schiller artık bütünüyle olgunluğa ulaşmış bir şizofreni hastalığının tam ortasındaydı. Defalarca hastaneye yattı, rehabilitasyon merkezlerine sığındı, durumu kötüleşti, daha fazla intihar teşebbüsünde bulundu ve yorucu olan mutlak bir çaresizliğin içinde yaşadı. Ama kurtuldu. 
Şimdi bu kişisel yaşam öyküsünde Lori bizi, kendine ait saklı dünyasından içeri alıyor, onu iyileştiren doktorları ve hastalığı süresince acı çeken ailesini de yanına alarak bu hastalıktan nasıl kurtulduğunu anlatıyor. Sürükleyici, yürek parçalayıcı ama kesinlikle yüceltici bir hikâye… 
SESSİZ ODA akıl hastalığının yarattığı yıkıcı etkilere, sabrın ve cesaretin gücüne şahitlik eden mükemmel bir klasik. 

***
"Lori ile şizofreninin derinliklerine yolculuk ettikten sonra, asla eskisi gibi olamayacaksınız." 
Diane Sawyer

"İlk sayfasından itibaren Lori'nin hikâyesi sizi etkisi altına alacak ve üzecek…
Şizofreni hakkında okunulabilecek en iyi kitap."
Oakland Press
Yorumum: Uzun zamandır okuduğum en ilginç kitap oldu. Bir kere bu gerçek hayattı ve yazarın ta kendisini anlattığı bir romandı üstelik psikolojik hastalığı ve onu yenmesi üzerine. Yazarın şizofreni hastalığını okuyoruz. Ama sadece bir hastalık hikayesi değil, derin ve cesur bir hikaye. Kişisel bir yaşam öyküsü idi. Çok etkilendim Lori'nin yaşadıklarından. Sabırla ve cesaretle, ailesi, arkadaşları ve doktorları sayesinde hastalıktan kurtulmasına tanıklık ediyoruz. Spoiler verdim sanmayın. Gayet sürükleyiciydi. Sadece sonunu pek beğenemedim o da çok çabuk bitirilmiş gibi geldiği için. Onun dışında her şey iyiydi. Zaten Lori ve gücünden etkilenmemek mümkün değil. Doktorların umutsuz olduğu hastalığı yenen, asla iyilesemeyecek denilen kız, Lori seni asla unutmayacağım..
Kesinlikle okumalısınız. 


Alıntılar: "Yürüyordum ve dönüyordum... Yukarı aşağı... Aşağı yukarı... Herkes ünite aktiveleri için hastaneden ayrılıyordu ama ben yürümeye devam ediyordum."

"Bazı insanlar Sesleri duyduğum anlarda bunu anlayabiliyorlar. Aslında bunu yapmamalarını isterdim."

O koltuğun içinde oturmak beni nasıl yok ediyorsa, bu koltuğu yolmakta benim bu yok oluşumu simgeliyordu adeta.

Bana en çok eziyet veren,Seslerin bana kahkahalarla gülmesiydi.Bu sanki herkes tarafından dalga geçilen biri olmuşum gibi beni aşağılayan cinsten histerik kahkahalardı.Neden bana bu kadar acımasız davrandıklarını bilmiyordum ama bu şekilde alay konusu olan bir korkak olduğum için kendimden nefret ediyordum.





Kitap Yorumu: Paranoya -Tuğba Sarıünal

Kitap Adı: Paranoya
Yazarın Adı: Tuğba Sarıünal
Yayınevi: Destek Yayınları
Türü: Polisiye
Yaş Grubu: Yetişkin
Sayfa Sayısı: 295
Puanım: 5/5


Arka Kapak Yazısı: Varoluşlarını akıl ve sezginin birlikteliğine borçlu olan iki farklı karakter tahmin edilmesi imkânsız bir sona hizmet etmek için tanıştılar. Gidecekleri yolda ellerinde olanla yetinemeyeceklerini ikisi de biliyordu. Çünkü son varsa öncesi de vardı. Geçmişin derinlerine inerken ayık kalmak zorundalardı. Çünkü her son esaslı bir karardı. Bütün olasılıkları hesaplayıp zamana hükmetmeye çalışırken, sadece birbirlerine güvenebilirlerdi. Ne mutlu! Ve maalesef ki...

Yorumum: Merhaba ! Bugün kısa bir yorumla geldim karşınıza. Bu kitapla, yazarı pek bilinmiyor sanırım ama bilinse çok iyi olur. Çünkü yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen gerçekten çok beğendiğimi söylemeliyim. Bu bir polisiye roman, ben polisiye türünü çok seviyorum hele ki içinde tıp da olunca ooh okurken keyiflenmeden duramıyorum. Kitabı beğenmemdeki en büyük sebep bu ama aynı zamanda dil de çok akıcıydı.
Kitapta kocasıyla çok mutlu olan bir kadının, bir gün kocasının intihar haberini almasıyla dünyası başına yıkılır çünkü kocasının intihar ettiğine bir türlü inanamaz ve bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünür, başlar araştırmaya. Başlarda yalnız başınayken daha sonraları komiser olan Atakan'a güvenir ve ona tüm bildiklerini, şüphelerini anlatır. Atakan inanmaz ve kadına bu davanın kapandığını söyler ama ne yazık ki kadın için dava henüz kapanmamıştır ve bu da bazı insanları rahatsız eder. Kadın kimden ve nereden geldiğini bilmediği tehditler altındadır artık, bu da Atakan'ı şüphelendirir ve kadının yanında yer almaya karar verir. Böylelikle başlar bir kedi fare kovalamacası. Atakan ve Fulya'nın (kadın deyip durdum başından beri bir türlü ismini söyleyemedim :D ) ilişkisini çok beğendim. Kerem'in (Fulya'nın ölen kocası) ise Fulya'dan bir şeyler saklamasına ve yaptıklarına kızdım.
Kısacası çok beğendiğim bir kitap oldu. Yazarın bir diğer kitabı olan Sanrı'yı da merak ediyorum ve okumayı istiyorum. Bence siz de bu yazarla tanışmalısınız. Tanışmak için de Paranoya gayet güzel bir başlangıç. Son olarak da hayırlı ramazanlar dilerim..

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Benim Balığım Yaşayacak -Ruth Ozeki


 Kitap Adı: Benim Balığım Yaşayacak
Özgün Adı: A Tale for the Time Being
Yazarın Adı: Ruth Ozeki
Çevirmenin Adı: Filiz Saban
Yayınevi: Parodi Yayınları
Türü: Kültürel-Japon, Bilim
Yaş Grubu: Yetişkin
Sayfa Sayısı: 600
Goodreads: 3.96
Puanım: 4/5


Arka Kapak Yazısı: 

Olur da biri size bu kitap hakkında bir şey sorarsa ona sadece yalan söyleyin. Tokyo'da, katlanamadığı yalnızlığına son vermeyi düşünen 16 yaşında genç bir kız: Nao. Pasifik'in öteki tarafında ise ıssız bir adada ilham perisini arayan bir yazar: Ruth. Ve bu hayatları birleştiren sahil kenarına vurmuş bir günlük: Nao'ın günlüğü.

Nao'ın tek arzusu, hayatına son vermeden önce, Budist rahibesi olan büyük büyükannesinin hayatını kaleme almaktır. Gözlerden ırak yaşayan yazar Ruth ise bir gün sahilde gezerken kıyıya vurmuş bir çanta bulur. Bu, 2011 yılında Japonya kıyılarını vuran tsunaminin sürüklediği eşyalardan biridir muhtemelen. Gizem, gün ışığına çıkmaya başladıkça Ruth geçmişe, Nao'ın acı yaşantısına, onun bilinmez kaderine ve aynı zamanda kendi geleceğine doğru yol alır.

Yazar ve okur, geçmiş ve şimdi, gerçek ve kurgu, kuantum fiziği, tarih ve mitolojinin iç içe geçtiği Benim Balığım Yaşayacak, benliği ve tüm dünyayı keşfe çıkan özgün bir hikâye.

"Ozeki bu sefer büyük oynuyor... Kaderleri birbirine mühürlenmiş iki zaman kahramanının, Ruth ve Nao'ın peşinden sürüklüyor bizleri."
-The New York Times Book Review-

"Ozeki'nin bu romanı, edebiyattan ve entelektüel bir coşkuyla sarmalanmış iyi bir hikâyeden haz alanları kesinlikle memnun edecek."
-Publishers Weekly-
(Tanıtım Bülteninden)


Yorumum: okuoku.com dan 9.90 aldığım bir kitap. Birçok yerde görüyordum ve genelde iyi yorumlar yapılmıştı, adından dolayı da çok merak ettim ve indirimi fırsat bilip aldım. Kalın olması nedeniyle epey erteledim fakat daha sonra merakıma yenik düştüm ve aldım elime. Şimdiye adar okuduğum en ilginç kitaplardan biri oldu. İlk sayfasındaki ilk cümleden kaptı beni zaten. Tam olarak şöyle bir şeydi:

Selam!
Benim adım Nao ve ben bir zaman kahramanıyım. Zaman kahramanı da neyin nesi dediğini duyar gibiyim. O halde izin ver, anlatayım.

İşte tam olarak böyle başlıyordu. Siz de merak ettiniz değil mi devamını? Eminim ki ettiniz, yani yorumumu burada bıraksam sadece merakınız doğrultusunda gidip alın desem bile yeter sanki :D Ama tabi ki yoruma devam edeceğim. 
Dediğim gibi şimdiye kadar okuduğum en ilginç kitaplardan oldu. İçinde ne yoktu ki? Bir kere Asya kültürüne dair bir sürü bilginiz oluyor sonra kuantum fiziğine dair bilgiler ediniyorsunuz, mitoloji, edebiyat... Kitabın kalın olması gözünüzü korkutmasın benimki gibi çünkü okumaya başladığınızda çok kısa bir sürede bitecek. Madem bu kadar güzeldi neden tam puan vermedin derseniz eğer sebebi Ruth'un bölümlerinin sıkıcılığı. Evet, kitapta anlatıcılar iki tane, bölümlerde anlatıcılar değişiyor bu konuya daha sonra değineceğim. Puanı kesmemin tek sebebi Ruth oldu, onun bölümlerinden pek de bir şey anlamadım diyebilirim :D çok nesneldi bir de. Ama diğer bölümlerin sahibi olan Nao, tabi ki onu çok sevdim ve onun bölümlerini okumak çok çok güzeldi ve çok da akıcıydı. Bir diğer sevdiğim karakter de Nao'nun Budist rahibesi olan büyük büyükannesiydi. Nao, onu ziyarete gittiği zamanlar çok tatlıydı resmen özendim. Biraz da çocukluğuma gitmemi sağladı, yani küçükken koca bir yazı anneannemin yanında köyde geçirirdim ve o anlar benim için çok güzeldi, işte onları özlediğimi fark ettim. 
Konusuna değineyim biraz da.
Nao, hayatı çok güzel giderken bir anda, tüm hayatı, bildiği herşeyi ellerinden giden ve tamamen değişen 16 yaşındaki bir kızdır. Tokyo'da yaşadığı yalnızlığına, çektiği acılara dayanamayıp hayatını sonlandırmayı düşünür ama sonlandırmadan önce tek bir amacı vardır o da çok sevdiği ve hayran olduğu büyük ninesinin hayatını kaleme almak. Diğer taraftan ise Ruth gözlerden uzak bir adada kocasıyla yaşayan bir yazardır. Ruth bir gün sahilde gezerken kıyıya vurmuş bir çanta keşfeder. Vee kitabımız böylelikle başlar çünkü çantadan Nao'ın günlüğü çıkar. Ruth bir anda kendini geçmişte, Nao'ın acı yaşamında bulur ve onun kaderine şahitlik eder. Artık her şeyi Nao olmuştur. 
Çok özgün ve sıradışı bir hikayeydi. Çoğunlukla durağan bir kitaptı diyebilirm ama kesinlikle sıkıcı diyemem. Eğer farklılık istiyorsanız, aradığınız kesinlikle Benim Balığım Yaşayacak...


Alıntılar:

-Bırak istedikleri kadar işkence yapsınlar, 
içten içe sessiz kahkahalar atsınlar. 
İçinde bu umut olduğu sürece
tüm acılara katlanabilirsin.

-İntihar, zamanı sonsuza dek durdurmak gibidir.

-Ölüm kesindir. Hayat ise her zaman değişkendir; rüzgarın esintisi, denizdeki dalga, hatta zihindeki düşünce gibi.

-Bence, yaşadığın şu manasız hayatta, zihnini meşgul edecek bir şeyler bulduğun sürece ne yaptığının pek bir önemi yok.

-Eğer bir günlük tutmayı denediysen geçmiş hakkında yazmanın güçlüğünün şimdiki zamanda başladığını bilirsin.Ne kadar hızlı yazdığının bir önemi yok,o zamana sıkışıp kalırsın ve şimdiye ayak uydurmakta güçlük çekersin,yani bir nevi şimdiyi yok olmaya mahkum edersin.

-Bu, zamanın içinden ileriye uzanıp sama dokunmak gibi bir duygu veriyor bana ve muhtemelen gelecekte bir zamanda, sen bu kitabı bulup okuduğunda da benzer şekilde geriye uzanıp bana dokunmuş gibi hissedeceksin.

-Ya rüyalarımda çok uzağa gider de uyanmak için zamanında geri dönemezsem?










29 Nisan 2016 Cuma

Kİtap Yorumu: The Grisha Serisi: Gölge ve Kemik #1 - Leigh Bardugo

Kitap Adı: Gölge ve Kemik
Özgün Adı: Shadow and Bone
Yazarın Adı: Leigh Bardugo
Seri Adı: The Grisha
Seri Sıralaması: 1/3
Çevirmenin Adı: Ozan Aydın
Yayınevi: Martı Yayınları
Türü: Fantastik
Yaş Grubu: Genç Yetişkin
Sayfa Sayısı: 384
Goodreads: 4.07
Puanım: 4/5


Arka Kapak Yazısı: 
Onu yalnızca geçmişi... geleceği ise bir tek o kurtarabilir...
''Bekle!'' diye sesimi yükselttim ama o çoktan arkasını dönmüştü. Kolunu tuttum, bizi izleyenlerden gelen şaşkınlık dolu seslere aldırış etmedim. ''Bir yanlışlık olmalı. Ben... Düşündüğünüz gibi...'' Yavaşça bana dönüp kolunu tutan elime ters ters bakınca sustum. Elimi çektim ama öyle hemen geri adım atmayacaktım. ''Ben düşündüğünüz kişi değilim,'' diye fısıldadım çaresizce.
Karanlıklar Efendisi biraz daha yakınıma geldi, sadece benim duyabileceğim bir sesle, '' Kim olduğunu bildiğini hiç sanmıyorum!'' dedi.

"Zengin fantastik öğelerle oluşturulmuş bir dünya, büyüleyici kurgu ve sizi kendine bağlayan duygusal bir kanca gibi... Sayfaları çevirirken kendinizden geçecek, final sahnesinde tüm tahminleriniz yanlış çıkacak ve doruk noktasında alnınızdan vurulmuşa döneceksiniz!"
Horn Book Magazine

"Bu büyüleyici dünya, içinde birçok tuzak barındırıyor. Mitolojiyle süslenmiş ve inandırıcı karakterlerle güçlendirilmiş roman sarsıcı sürprizlerle heyecanı ve adrenalini zirveye ulaştırıyor. George R. R. Martin ve J. R. R Tolkien hayranlarına özellikle tavsiye edilir."
RT Book Reviews

"Baş döndüren, eşsiz bir dünyada beklenmedik sürprizleri olan muhteşem bir kitap. Fantastik roman severlerin gözdesi olacak."
Library Journal

"Etkileyici betimlemelerle dolu, entrika ve akıl almaz büyülerle süslenmiş, içinde pek çok sürpriz barındıran bu macera aynı zamanda romantizm ile tehlikeli bir tutkuyu da bir arada sunuyor."
Publishers Weekly

"Leigh Bardugo sihirli parmaklarıyla harika bir roman yaratmış. Karakterler oldukça gerçekçi, kurduğu dünya ise bir o kadar egzotik ve hareketli. Fantastik tür okuyucuları bu seriye bayılacaklar."
Booklist


Yorumum: Uzun zamandır okunacaklar listemde olan kitabı en sonunda elime aldım ve başladım okumaya. Kitabın kapağı, içi ve arka kapak da yazan Tolkien hayranlarına özellikle tavsiye edilir yorumu, bu kitaba okumadan önce bile artı puan kazandırdı. Kitabın içinde harita olması beni nasıl cezbetti anlatamam çünkü haritalı kitaplara bayılıyorum. <3

Neyse yorumuma başlayayım artık, kesinlikle tam bir fantastik kitaptı ve çok güzeldi. Ha, abartılacak kadar güzel miydi derseniz hayır bence değildi ama güzeldi. İlk kitap olmasına rağmen sizi alıyor, karanlık bir dünyaya götürüyor. Gerçekten ben bu kitabı çok sevdim, Gayet akıcı ve sürükleyiciydi bu yüzden de kısa sürede bitirdim. 

Yazarın kendi dünyasını yaratmasına bayıldım bir kere. Fakat çok fazla betimleme yoktu sanki belki de bu yüzden de karakterleri çok benimseyemedim, onlardan biri olamadım, daha çok dışardan baktım olaylara bu da beni birazcık üzdü. Ama sakın karakterleri sevmedim sanmayın çünkü her birini çok sevdim hele Alina.

Alina Starkov sıska, kendi halinde bir kız ve bu kız en yakın arkadaşı Malyen Oretsev ile birlikte bir yetimhanede büyürler. Belirli bir yaşa geldiklerinde Alina kartograf, Malyen ise izci olarak orduda görev alır. Yazarın kurduğu bu dünyada toplum ikiye ayrılmış gibi. Bir tarafta halk var bir tarafta özel yeteneklere sahip, ihtişamlı Grishalar var, bu Grishalar da kendi aralarında ayrılıyorlar, bulundukları sınıflara göre renkleri mevcut ve bu renkleri giydikleri kefta denen şeyle gösteriyolar.

Tüm bunların dışında bir de Karanlıklar Efendisi var. Kraldan sonraki en önemli kişi. Karanlığa hükmeden aşırı karizmatik biri. Alina ile Karanlıkla Efendisi'nin yolu bir yerde kesişiyor ve macera başlıyor. 

Kitap kendini okutturan güzel bir kurguya sahipti. Seriye devam edeceğim. Bence siz de okumalısınız, pişman olacağınızı sanmıyorum. Hele ki fantastik türünü seviyorsanız kesinlikle okuyun derim :) İyi akşamlar... 

Alıntılar: 

-Hayatım boyunca her şeyi yoluna koymanın bir yolunu aradım.Sen uzun zamandır karşıma çıkan ilk umut kıvılcımısın.

-Yukarıda yıldızlar vardı ama ben sadece onlara uzanan sonsuz karanlığı görebiliyordum.

-"Beni özledin mi, Alina? Uzaklardayken beni özledin mi?"
"Hem de her gün" dedim dürüstçe.
"Ben seni her dakika özledim. En kötüsü de neydi biliyor musun? Sana bir şey söylemek için ya da sırf sesini duyabilmek için seni aramaya alışmışken,günün birinde artık yanımda olmadığını anlamamdı. Bunu fark edince dünyam yıkıldı.Aynı şeyi her yaşayışımda kendimi hayatın tokadını yiyip yere yıkılmış gibi hissettim. Hayatımı senin için tehlikeye attım. Ravka'nın yarısından fazlasını senin için teptim ve seninle birlikte olacağımı,seninle birlikte aç kalıp soğukta üşüyeceğimi ve her gün peynir yemekten dolayı yakınmanı işiteceğimi bilsem bile bunların hepsini bir an olsun düşünmeden tekrar tekrar yine yaparım. Bu yüzden ne olur bana birbirimize ait olmadığımızı söyleme." Tam karşımdaydı ve kalbim göğsümde güm güm atıyordu. "Seni fark etmem çok vakit aldı, Alina. Ama şimdi seni görüyor,iliklerimde hissediyorum.

-Bir şeyleri istemek bizi zayıf kılar.

-Sonsuz olan nedir? Evren ve insanoğlunun açgözlülüğü.