31 Aralık 2015 Perşembe

Monster In His Eyes Serisi: Gözlerindeki Canavar #1- J.M. Darhower

Kitap Adı: Gözlerindeki Canavar
Özgün Adı: Monster In His Eyes
Seri Adı: Gözlerindeki Canavar
Seri Sıralaması: 1/2
Yazarın Adı: J.M. Darhower
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Türü: Romantik/Erotik
Sayfa Sayısı: 443
Goodreads: 4.26
Puanım: 5/5

Yorumum: Kesinlikle son zamanlarda soluksuz okuduğum güzel romanlardan biri Gözlerindeki Canavar. Bittiğinde resmen delirdim ve VAY CANINAA O NEYDİ ÖYLE diye tepkiler verdim. Hala o sonun etkisindeyim. İkinci kitabını bir an önce okumak istiyorum. Yazar resmen döktürmüş. Harikaydı ya, bütün övgüleri hak ediyor bence. Kitaba sadece sıradan bir erotik aşk hikayesi gözüyle bakmayın, çok daha fazlasıydı. Bir kere kurgu mükemmeldi, yazarın dili ayrı bir güzeldi, resmen iki günde bitirdim. Ha +18 içeren sayfalar, rahatsız edici satırlar yok muydu derseniz evet vardı ve siz böyle şeyleri sevmiyorsanız tarzınız değilse okumayın ama okuyup da sırf bu yüzden de kitabı harcamayın bence. Neyse ben daha övmeye devam edebilirim ama konuya gireyim artık.


 Karissa 18 yaşında üniversitede okuyan bir kızdır. Küçükken babası evi terk edip gitmiştir ve Karissa çok katı şartlar altında annesi tarafından büyütülmüştür. Annesi Karissa'nın üstüne çok düşen bir anne ki kızı telefonu bir kere açmasa hemen deliren aklına kötü şeyler getiren bir anne. Karissa annesini ikna etmeyi başarır ve burslu kazandığı üniversitesi için evden ayrılır. Ah bir de öteki kahramanımız Ignazio Vitale var. Kendisine Naz diyoruz :D Ah Naz sen nasıl bir şeysin öyle ya. Çok yakışıklı, çok seksi, gizemli, zengin ve karanlık olan Naz 38 yaşındadır. Şimdi gelelim bu ikilinin tanışma anlarına.. Karissa birgün dersten çıktığında telefonunu sınıfta unuttuğunu fark eder ve sınıfa geri döner. Sınıfa döndüğünde içerden sesler gelir. Öğretmeni aşırı karizmatik bir sese sahip bir adamla konuşur. Karissa çok merak eder tabiki sesin sahibini. Veee Vitale sınıftan çıktığında tanışırlar. Artık Karissa'nın hayatı tamamen değişecektir ama Karissa henüz farkında değildir. Gittikçe kendini kaptırır Naz'a. Artık geri dönüşü yoktur. Naz'ın zenginliği, Karissa'ya sağladığı imkanlar, korumacılığı, gizemi ve aşkı Karissa'nın aklını başından alır. Karissa gittikçe Naz'ın hayatına dahil olur. Hep birlite takılırlar, aynı evde kalırlar. Naz dışarıdan bakıldığında baya sert ve tehlikeli bir adamdır ki zaten yaptığı iş de baya bir karanlık ama Karissa'ya karşı aşırı korumacı ve aşırı sevecen olması çok güzeldi. Karissa yavaş yavaş Naz'ın hayatındaki gizemleri çözer ve ondan nefret etmeye başlar ama aynı zamanda da geri dönülemez bir şekilde çok aşıktır ona. Zaman zaman gitmek istese de Naz onu asla bırakmaz. Kitaba başladığınızda tabiki bir sürü teoriniz olacaktır sonuna dair ama bence hiçbiri tutmayacak. Zekice kurgulanmış bir hikayeydi. Kitaba gerçekten bayıldım ve eleştirilecek hiçbir şey bulamıyorum. Bir de bitirmeden şunu söylemek istiyorum. İkili arasındaki yaş farkı beni hiç rahatsız etmedi çünkü gerçek hayatta da böyle ilişkiler var ki bir de bunlar yabancı daha da rahat ayrıca ikisi de yaşadıklarını kendi istekleriyle rızalarıyla yaşadılar. Kitaba önyargıyla başlamayın şans verin gerçekten harika bir kitaptı ama yine de çok rahatsız olduysanız okumayı bırakın. 
Bu da tanıtım filmi olsun. Bence güzel olmuş :)





Bad Girls Don't Die Serisi: Kötü Kızlar Ölmez #1 - Katie Alender

Kitap Adı: Kötü Kızlar Ölmez
Özgün Adı: Bad Girls Don't Die
Seri Adı: Bad Girls Don't Die
Seri Sıralaması: 1
Yazarın Adı: Katie Alender
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Türü: Genç Yetişkin/Gizem
Sayfa Sayısı: 288
Goodreads: 4.08
Puanım: 4/5




Arka Kapak Yazısı: Bir zamanlar Alexis lisenin asi kızıydı: pembe saçlı, kötü huylu, yalnızlığıyla mutlu. ta ki bir gün kız kardeşi yanlış hayaletle arkadaş olana dek... Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir ve İŞLER NE KADAR KÖTÜYE GİDERSE GİTSİN, HER ZAMAN DAHA KÖTÜSÜ OLABİLİR...
''Bu kitap ışıklar açık uyumama neden oldu! Zekice ve ürkütücü.''
-Melissa De La Cruz, Asıl Kan Serisinin New York Times Çoksatan Yazarı

-Tıpkı Stephen King kitaplarında olduğu gibi, Alender'da da uykunuz kaçacak!''
-Margaret Stohl And Kami Garcia, Muhteşem Yaratıklar Serisinin New York Times Çoksatan Yazarları

''Ürkütücü ve kesinlikle tüyler ürpertici!''
-Xpresso Reads
Tanıtım: Alexis sorunlu lise yılları geçiren tipik bir öğrenci olduğunu düşünüyordu. Problemli evlilikleriyle uğraşan bir aile, oyuncak bebeklerine kafasını takmış on iki yaşında bir kız kardeş ve kendisinin anti-sosyal, anti-ponpon kız tutumu...
Kız kardeşlerin birbirine yakınlaşmasını sağlayan bir olay sonrasında Alexis, sorunlu hayatının tehlikeli sulara doğru hızla kaydığını fark etmişti. Kız kardeşi Kasey her zamankinden de tuhaf davranıyordu: Mavi gözleri bazen yeşeriyor -, oldukça eski kelimeler kullanarak konuşuyor, hatta zaman zaman kendinden geçiyordu ve bu tuhaf davranışlarının farkında bile değildi. Oturdukları eski evde de garip şeyler oluyordu: kapılar kendi kendine açılıp kapanıyor, yanmayan ocakta duran su kaynıyor ve fişe dahi takılmamış havlandırma evi buz gibi yapıyordu.
Alexis tüm bunların kendi aklının bir oyunu olduğuna inanmak istiyordu ama basit yanılsamalar olarak düşündüğü bu olaylar giderek ailesi, kendisi ve öğrenci başkanıyla arasında tomurcuklanmaya başlayan ilişki için tehdit oluşturmaya başlamıştı. Alexis, Kasey'i durdurabilecek tek kişiydi ama ya, bu yeşil gözlü kız artık Kasey değilse?
Yorumum: Kitap hakkında yorum yapmak benim için şuan aslında baya bir zor çünkü kitabı okuyalı çok oldu. Ama yine de hatırladığım kadarıyla yorumlamaya çalışacağım.
Öncelikle kitabın kapağı çok hoşuma gitti ve ciltli olması da kesinlikle çok güzel ve kaliteli. Kitap kesinlikle çok akıcı bir dille yazılmış ve kısa olması nedeniyle hemen bitirilebilinir. Kendinizi bir bölüm daha, bir bölüm daha okuyayım derken bulabilirsiniz çünkü bende öyle olmuştu :D Olay örgüsü de mükemmel bir şekilde sıralanmış ve işlenmiş. Öyle acaba çok mu korkarım falan diye düşünmeyin yani okurken gerildiğim yerler olmadı değil oldu fakat kesinlikle korkunç değil. Onun dışında hikaye klasikti yani lanetli eski bir ev, ele geçirilmiş kız kardeş, intikamcı hayalet, milyon tane oyuncak bebek falan ama yazarın dili sayesinde hikaye çok güzelleşmiş. Karakterlerin hepsini de çok sevdim. Özellikle Alexis ve pembe saçları <3 Carter vardı bir de, çok çok tatlı bir çocuk. Onun ve popüler ponpon kız olan Megan'ın olaya dahil olmasını çok sevdim. Sevmediğin bir şey var mı diye sorarsanız eğer bu diyaloglar olur. Diyaloglar bana biraz kopuk gibi gelmişti. Onun dışında her şey çok güzeldi. Kitabın sonundan da tatmin olacağınıza eminim, aklınızdaki sorular cevaplarını bulacak. Okuyun derim ben, pişman olacağınızı hiç sanmam. Bir sonraki yorumumda görüşmek üzere :)
Bu da kitabın tanıtım filmi. Bence çok hoş olmuş.
                           

11 Ekim 2015 Pazar

Histeri-Laura Lippman

Kitap Adı: Histeri
Yazarı: Laura Lippman
                                                                       
 Yorumum: Gizem üzerine kurulmuş bir hikaye...
Bir gün on bir ve on beş yaşlarındaki Bethany soyadlı iki kız kardeş Baltimore'daki bir alışveriş merkezinde kaybolurlar. Arkalarında hiçbir işaret bırakmazlar. Ne kendileri ortaya çıkar ne de cesetleri. Bu süreçte aile mahvolur, yıpranır. Boşanır. Baba asla umudunu kaybetmez ama anne kızların çoktan öldüğünü düşünür. Zaman içinde baba ölür. Tam otuz yıl sonra bir trafik kazasında aklını kaybetmiş gibi görünen bir kadın Bethany kardeşlerden küçüğü olduğunu iddia eder. Polisler bu kadına güvenmez suçtan kaçtığını düşünür çünkü kadının her söylediği bir çıkmaza gider. Fakat kadının aileyle ve kızlarla ilgili bildiği şeyler herkesi çelişkide bırakır. 
SPOİLER !!!!
Kadın başlarda kimseye bir şey anlatmak istemez fakat daha sonra konuşmak zorunda kalır ve ablasının öldüğünü söyler. Polislere cesetin yerini verir ama kemikleri bulamazlar. DNA testi yapamıyorlar anneyle çünkü kızlar evlatlıktır. Gerçeği anlamanın yolunun kadını anneyle karşılaştırmak olduğunu düşünürler. Anne kadını görünce şok olur ve gidip kızının kolunu kontrol eder ve 'Sunny' (abla olan) der. Böylelikle gerçekler ortaya çıkar. Sunny neler olduğunu anlatır, Kardeşinin nasıl öldüğünü, yıllardır neler yaptığını, nerde yaşadığını, alışveriş merkezinden nasıl ve niçin gittiklerini, kimle gittiklerini ve neden kurtulduktan sonra evine dönmediğini anlatır.
SPOİLER BİTTİ !!!!
Tess Gerritsen kitaba yorum yaptığı için almıştım ama ben çok sıkıcı buldum. Evet, kurgu yaratıcıydı iyiydi ama anlatım güzel değildi bence, akmıyordu yani. Sonu şaşırttı beni ben öyle biticeğini düşünmemiştim. Son 50 sayfada açılan bir kitap bence. Okuyup okumamak size kalmış... 


25 Ağustos 2015 Salı

Füreya- Ayşe Kulin

Kitap Adı: Füreya
Yazarın Adı: Ayşe Kulin
Yayınevi: Everest Yayınları
Türü: Edebiyat/Biyografi
Sayfa Sayısı: 424
Goodreads: 3.97
Puanım: 4/5
Arka Kapak Yazısı: Birden çocuklardan biri bağırdı:
''Şuraya bakın, iki kuş öpüşüyorlar!''
Füreya iskelenin üzerindeydi. Güçlükle arkasını dönerek, aşağıda cıvıldayıp duran çocuklara baktı.
''Hanginiz söyledi bunu?'' diye seslendi.
Sıska bir oğlan öne çıktı.
''Ben!'' dedi.
''Kuş mu gördün orada?''
''Evet.''
Füreya üşenmedi,indi iskeleden. Çocuğu yanına çağırdı. 
''Kuşu nerede gördüğünü göster bakayım.''
Çocuk birkaç adım geriledi. Füreya takip etti çocuğu.
Eliyle işaret etti oğlan.
''Nah orada. İşte kuşlar gaga gagaya vermiş öpüşüyorlar.''
Dondu kaldı Füreya. Hiç tasarlamadığı halde, çocuğun işaret ettiği yerde masalsı iki kuş kafası beliriyordu. Tıpkı öpüşür gibiydiler. Haklıydı çocuk.
Cumhuriyet Türkiyesi' nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral'ın hayat hikayesi Füreya aynı zamanda bir dönem romanı.

Yorumum: Ayşe Kulin'in okuduğum ilk romanı. Ben gerçekten çok beğendim. Biyografi türü dediğimizde sıkıcı gelebilir kulağa ama hiç değil. Kitabı elimden bırakamadım. Çok akıcıydı ve Füreya'nın gücü beni çok etkiledi. Kitabın sonunda fotoğraflar vardı ve onları incelemek çok çok güzeldi.
Kitap Füreya Koral'ın ölüm döşeğindeyken geçmişini düşünmesi, tüm yaşamının gözlerinin önünde akması şeklinde kurgulanmış.
Kitabın en sevdiğim yönlerinden birisi de Atatürk'ün hayatından kesitler olmasıydı. Füreya Koral ve ailesi köklü bir aileydi. Okumuş, bir sürü dil bilen, konaklarda yaşamış, sanata ve bilime düşkün bir aileydi. Füreya Koral'ın babası, Atatürk'ün izinden giden bir adam olduğu için Atatürk ile ilgili kısımlar bir hayli çoktu.
Kitapta ilgimi çeken bir diğer kısım da Füreya'nın dayısı olduğunu öğrendiğim Cevat Şakir Kabaağaçlı yani Halikarnas Balıkçısı oldu. 
Füreya'nın bu kadar güçlü olması, hayatta istediği her şeyi yaşaması, aşkları, sanatı, çocuk sevgisi, herkesi kendine hayran bırakması, anneliği başka çocuklarda tatması, hastalıklara karşı gelmesi, pes etmemesi, tutkularına rağmen ona veya çevresindekilere zarar veren her şeyi sonlandırma gücü beni çok etkiledi. İmrendim de açıkçası. Tam bir Cumhuriyet kadını örneği. Okumanızı tavsiye ediyorum. Ondan çok şey öğrenecek ve gücüne hayran kalacaksınız.

Alıntılar: -Utarit sordu,''Neden yaptınız bunları? Ne ifade ediyorlar?'' diye.
''Bugünün insanını,'' dedi Füreya. ''Bir boşluğa doğru gidiyorlar, baksana. Kişiliklerini yitirmişler. Ruhları ölü. Beklentileri yok. Yaşamıyorlar. Belki çok şeyleri var ama hiçbir şeyleri yok gibi.''

-Mantık ne zaman sevginin esiri olmamış ki? Sevgi insana her şeyi yaptırır.

-Bağlılığı ve sevgisi ne kadar derin olursa olsun, son noktaları koymayı hep bilmişti Füreya. 

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Sıcak Bedenler- Isaac Marion

Kitap Adı: Sıcak Bedenler
Özgün Adı: Warm Bodies
Yazarın Adı: Isaac Marion
Yayınevi: Doğan Kitap
Türü: Genç Yetişkin/Fantastik
Sayfa Sayısı: 216
Goodreads: 3.95
Puanım: 3/5
Arka Kapak Yazısı: Dünyanın sonu geldiğinde seni sadece aşk kurtarabilir...

''Bir zombiyi bu kadar tutkuyla sevebileceğimi hiç düşünmemiştim.''
Stephenie Meyer 

Ölüyüm, ama bu çok kötü değil.

Alışmayı öğrendim. Kendimi doğru düzgün tanımadığım için üzgünüm, ama artık ismim yok. Benimkinin baş harfi ''R'' idi, ama artık sadece bunu hatırlıyorum. Komik, çünkü sağlığımda hep başka insanların isimlerini unuturdum. Arkadaşım ''M''nin dediğine göre zombi olmanın ironik tarafı şu ki, her şey komik geliyor ama dudakların çürüyüp döküldüğü için gülümseyemiyorsun...

Romeo'nu bir ölü, Juliet'in ise dünyanın sonunda hayatta kalmış bir avuç insandan biri olduğu bir aşk hikayesi hayal edin... Ve insanlığı kurtaracak, bir zombiye yeniden hayat verecek kadar gerçek ve tutkulu bir aşkı...

Yorumum: Öncelikle kitabın kapağına bakıp da erotik mi acaba diye düşünmeyin çünkü değil. Kitabı alıp almamak konusunda tereddütlüydüm çünkü zombiler konusunda iyi değilim. Ama bir değişiklik yapmak istedim ve zombilerin dünyasına R ile girdim. İyi ki de girdim. R dünyanın en tatlı en sempatik en sevecen ve en cesur zombisi. Kitap R'nin ağzından anlatılıyor bu da çok güzel bir hava katmış çünkü genelde kadın kahramanlar tarafından anlatılır. 
Kitabın diğer zombi hikayelerinden ayrıldığını düşünüyorum çünkü buradaki dünya tatlısı zombimiz düşünebiliyor, insanlara zarar vermek istemiyor, geçmişini geleceğini sorgulayabiliyor. Ve kitabın aşıladığı sevgiyle her şey çözülebilir mesajı da gerçekten çok güzel. Yazarın esprili üslubu kitabı hemencecik bitirmenizi ve eğlenmenizi sağlıyor.
R bir gün arkadaşlarıyla avlanmak için şehre doğru gidince bir grup gençle karşılaşır ve gençlerden birinin beynini yer. Şöyle bir özelliği var beyin yemenin; beynini yediği kişinin anılarını görür ve kendisini canlı hisseder. Bu yüzden zombiler beyine odaklanır tatlarını çok beğenirler. R beynini yediği kişinin Julie denen bir kızla yaşadıklarını görür ve etkilenir. Sonra beyini tamamen bitirmez ve cebine koyar çünkü bu anıları hep izlemek ister. Daha sonra etrafına baktığında Julie'yi görür. Onu başka zombiler yemesin diye kamufle eder ve yaşadığı yere götürür. R bir uçak enkazını evi olarak kullanır. Ve orada bir sürü harika eşyası vardır. Julie ve R'nin macerası da böylelikle başlar.
Kitapla ilgili tek olumsuz düşüncem sonu oldu. Yani sonu çabucak geçilmiş gibi geldi tam olarak anlayamadım özellikle Julie'ye ne olduğunu anlayamadım. Yarım kalmış gibi hissettim. Onun dışında her şey çok güzeldi.
Son olarak filmini de bekletiyordum önce kitabı okuyayım diye. Filmi de kitabı gibi çok güzel. İnanın bana zombileri R ile seveceksiniz.
        
Beyindeki yaşam enerjisi tükenirken önce çer çöp gider. Film alıntıları, radyo cıngılları, ünlülerle ilgili dedikodular ve siyasi sloganlar eriyerek kaybolurlar, geride sadece en güçlü ve incitici anılar kalır. Beyin ölürken içindeki yaşam berraklaşır ve damıtılır. Kaliteli şarap gibi yaşlanır.

Ne olacağını sanıyordum ki? Gerçekten de benimle kalacağını mı?