5 Nisan 2018 Perşembe

Hayatımı kolaylaştıran ürün: Amazon Kindle 4

Merhaba arkadaşlar! Bugün bana uzak bir konuda yazı gireceğim ve bir ürün tanıtacağım. İşte karşınızda o mükemmel ürün ta ta ta taammm
Amazon Kindle 4

Kısa zaman önce Locke Lamora'nın Yalanlarını telefonumdan pdf olarak okumaya başladığımdan beri telefondan kitap okumak hayatımda yer edindi. Daha önceden böyle bir şey yapmamıştım gerek de duymamıştım açıkçası fakat bu işin kolaylığının ve hızının tadına varınca yeni bir arayışa girdim çünkü telefon yetmiyordu şarj olarak. O zamanlarda da şans eseri uygun fiyata Kindle 4 bulunca hemen kaptım bir tane ve o gün bu gündür o benim canım!

Şimdi özelliklerine değinmem gerekirse (pek anlamasam da) dokunmatik özelliği olmayan bir model ki bu başta sorun yaratsa da şimdi çok hoşuma giden bir şey. Sayfa geçişleri iki yandaki tuşlardan oluyor. Hafif ve küçük çünkü klavye sistemi yok, gördüğünüz gibi birkaç tuşu var. Bir şey not almak ya da internette bir şey aratmak istediğinizde ekran klavyesi çıkıyor ve klavyeyi dört yönlü tuş takımıyla kullanmak biraz zor. WiFi bağlantısı var. 1.25 gb kullanılabilir hafıza var. Şarj konusunda ise hiçbir sıkıntım yok. Yaklaşık 3 saatte şarj oluyor ve şarjı baya dayanıyor. Yani bir ay ile üç hafta arası değişebiliyor. Diğer kindle modelleri nasıl bilmiyorum ama ben kendiminkinden memnunum çünkü yaptığım ve istediğim tek şey kitap okumak onu da çok güzel karşılıyor. Tek sıkıntısı ekran aydınlatması olmaması. Bu gerçekten problem yaratıyor. Odamdayken falan sıkıntı olmuyor sonuçta gece lambası açık oluyor ama yolculukta falan ışık olmaması kötü oluyor onun için de küçük kitap okuma lambalarından aldım. Onun dışında daha özele inersek, istediğiniz yerin altını çizebilir, not alabilir ve yabancı kitap okuyorsanız da bilmediğiniz kelimelerin anlamlarına hemen bakabilirsiniz. Bu tarz ürünler arayanlara umarım birkaç fikir sunabilmişimdir. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. 🌹


13 Şubat 2018 Salı

2017 Favori Kitapları


Herkese merhaba arkadaşlar.
Geç gelen bir yazıyla karşınızdayım. Merak ediyorsanız sizi daha fazla bekletmiyorum ve hemen yazıya geçiyorum.
1. Centilmen Piç Serisi
İ
lk sırada tabiki bu seri yerini alacaktı çünkü tüm sene boyunca mekanları, karakterleri unutamadım ve kitabı okumadığım zamanlarda kafamda canlandırmaktan, arkadaşlarıma anlatmaktan kendimi alamadım. Bu serinin her bir kitabı benim bebeğim o yüzden aralarında ayrım yapamıyorum ama yine de "hadi ya illa biri öndedir" diyorsanız ilk iki kitap üçüncüsünün önüne geçiyor gerçekten. Çünkü üçüncüsünde sevmediğim bir karakter vardı ve şimdi spoiler olmasın diye açıklayamadığım olaylar ama kesinlikle harika bir seri ve merakla bekliyorum dördüncüsünü.

Not: eğer kitapları okumakta zorlanıyorsanız pdf indirerek okuyun derim hem kitaplar hep elinizin altında olmuş olur hem de okuması daha kolaylaşır.

2.Ruhlar Kütüphanesi

Serinin üçüncü ve son kitabı olan Ruhlar Kütüphanesi kesinlikle en en en güzel kitabı da. Bir kere bu kitapta yaratılan mekan ve kurgu beni büyüledi. Son olmasının verdiği burukluk da kitaba olan ilgiyi arttırıyor ve aynı zamanda kitaptaki maceranın hat safhada olması da kitabı başımızın tacı yapıyor. 

3. Işığı Ararken

Hiç aklımda yokken çekilişle kazandığım bu kitabı tabiri caizse iki üç günde yalayıp yuttum. Psikolojik gerilim ve polisiye benim kitap okumaya başladığım yıllarda ağırlık verdiğim bir kategori idi bu yüzden bu alanın yeri bende çok ayrı. Bu kitap da kurgusu, yazarın tarzı ile bu kategoride ilk sıralarda yer alır. Hiçbir seriye ait olmadığı için biraz yorumlamak istiyorum. Kitap 2005 yılında bir mahkemede sorguyla başlıyor daha sonra isimsiz bir kadın cinayeti geliyor ve sonra da bizim esas karakterimiz Catherine ile 2007 yılına geliyoruz bir bölüm sonra da 2003 yılına gidiyoruz yani olayları bu zaman döngüleriyle öğreniyoruz. Catherine günümüz yılında ileri derece obsesif kompulsif hastası ama geçmişte dışa dönük, partilerden geri kalmayan, herkesle arkadaş olup, erkeklerle flört eden ve işinde iyi olan bir karakterken şimdi evinden dışarı çıkmayan, panik ataklar geçiren, sürekli güvensiz ve izlendiğini düşünen biri. 2003 yılında bir erkeğe gönlünü kaptırıyor ve o erkek yüzünden pek istemese de tüm her şeye kendini kapatıyor. Başlangıçta her şey iyi hoş giderken yavaş yavaş tartışmalar başlıyor, hakaretler, kıskançlık yüzünden kısıtlamalar ve Catherine'i rahatsız edecek her türlü gizli saklı işler. Ve son olarak da psikolojik şiddetin yanında fiziksel şiddete de maruz kalıyor sevdiği adamdan. Adam Catherine ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. Kadının iyileşme sürecini okumak da, neden böyle olduğunu geçmişten yavaş yavaş öğrenmek de çok keyifliydi. Bir sonraki bölümde neler olacağını merak etmekten sayfalar aktı gitti. Benim gibi böyle psikolojik gerilim seviyorsanız yüzde yüz tavsiyemdir.

4. Çavdar Tarlasında Çocuklar

Bazen klasiklere başlarken gözümüz korkar ya hani bu kitap öyle değil işte. Klasik gibi klasik. Günlerce üstüne konuşulup, düşünülüp, tartışılabilir. Kitabın ana karakteri Holden'ın meşhur bir sözü var, şimdi tam doğru bir şekilde yazamayabilirim ama şu şekilde "bazı kitapları öyle beğenirsiniz ki yazarıyla arkadaş olmak ve saatlerce konuşmak istersiniz" gibi bir şeydi ve bu söz gerçekten tüm kitap kurtlarının katılacağı bir söz. Bizim Holden kendi halinde bir genç ve o an aklına ne koyduysa onu yapan sıradışı biri ayrıca. Çok basit bir dili varmış ve kitaba yalın bir anlatım hakimmiş gibi görünse de altı çizilesi derin anlamlı cümleler vardı. Baştan sona kadar lisede olduğunu sandığım Holden sayesinde belki birçok şeyi sorguluyoruz. Kışın göller donunca ördeklere ne olduğu gibi şeyleri. Kitabın içinde çavdar tarlasıyla ilgili bir bölüm var ki çok çok etkileyici bir bölümdü ve kitap adını buradan alır. Holden birçok insana amaçsız gelebilir fakat insan ona özenmeden edemiyor ve ara ara Holden olmayı kafamda düşündüm, tarttım. Holden sayesinde onun nefret ettiği insanların aslında bizim etrafımızda olduğunu ve hayatın iki yüzlülüğünü de görüyoruz. Bi de bizim bu Holden'ın bir kız kardeşi var ki bayıldım aralarındaki diyaloglara. Holden, düşünmeye çalışan, her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan ve adaleti arayan biri olmasıyla okuyucuya bir sürü şey öğretiyor. Kitaptaki kış havası da içimi ayrı bir ısıttı. Holden'ın dediği gibi çok 'kıyak' bir kitap imiş.

5.Olasılıksız

Upuzun zamandır listemde olan ve okumak için çok çok geç kaldığım Olasılıksız bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap çünkü aşırı akıcı. Kitabın her sayfasında şoklar içinde kalsam da son sayfada o son cümlede bir "vay be" çektim. Kitap bittikten sonra dünyaya farklı şekilde bakıyorum resmen ve kitaptaki olayları, karakterleri de düşünmeden edemiyorum yani hala etkisindeyim anlayacağınız. Kitabın içinde fizik, felsefe gibi birçok bilgilendirici konu vardı, ufkunuzu genişletecek nitelikte hepsi. Fizik ve istatistik hiç sevmezken bunları böyle biraz polisiye bir kitapta sevdiğim karakterlerden hikaye gibi okumak çok çok hoşuma gitti. Gözüm kapalı önerebileceğim bir kitap 🌱

6. Her Şey

Birgünde okuyup bitirdim. Bu cümleyle kitabı ne kadar çok sevdiğimi anlatmış oluyorum sanırım. Çok çok çok güzel bir hikaye ve sonu da şaşırtıcı. Filmine de hemen çıktığı gibi gitmiştim ve onu da çok beğenmiştim. Kesinlikle ama kesinlikle okuyun.

7. Dracula

Dracula ile ilgili bir sürü şey okudum izledim ama Bram Stoker'in Dracula'sını bir okuyamamıştım. Hepsinden farklı ve hepsinden de güzeldi. Bildiğimi sandığım çoğu şeyi bilmiyormuşum veya yanlış biliyormuşum. Her şeyin aslı ve doğrusu bu kitapta.

8. Frankenstein

Doktor Frankenstein'ın yarattığı karakterin hayatı kesinlikle okumaya değer. İnsan evriminin nasıl geliştiğini en acı gerçeklerle öğreniyoruz. 

9. Sineklerin Tanrısı

Çocuk da veya yetişkin fark etmez bu insanoğlunu bir yere koy ve orayı nasıl cehenneme dönüştürdüğünü otur izle. Gerçekten kitabı bitirdikten sonra aklımda başka bir düşünce yer edinemedi. Çarpıcı bir kitap. Yıllar geçse bile etkisi geçmez.

10. Vadideki Zambak

Başlarda okumakta epey bir zorlandığım fakat sonraları delicesine sevdiğim bir kitap oldu. Kitap bir kadına yazılan mektup niteliğinde. Bir adamın geçmişte yaşadığı ne var ne yok anlattığı bir mektup. Mektupta öyle bir aşk anlatılıyor ki hiç birbirine dokunmadan, bakmadan, göremeden, yaşayamadan... Başlarda belki benim gibi biraz sıkılabilirsiniz ama size tavsiyem bırakmayın ve okuyun.

11. Anna Karenina

Evet çok kalın. Evet o bir klasik. Ama harika bir kitap. Okuması uzun ama bu süreçte neler neler öğreniyorsunuz, nereleri geziyor ve kimleri tanıyorsunuz. Filmi de var. Önce okuyun sonra koşun izleyin. 

Fotoğrafta yer almayan Uyumsuz serisi ve Metro serisi de yıl içinde okuduğum en güzel kitapların içinde yerini alıyor. Benim favorilerim bu kadardı. Umarım güzel kitaplar tavsiye etmişimdir size. Hoşçakalııın :-) 

9 Aralık 2017 Cumartesi

Winter is here. | Winter Bucket List | Kış Etkinlikleri *

Kaynak: reader-beautihunter.tumblr.com
Herkese merhaba ❄ Kış mevsimi Aralık ayı ile geldi çattı artık ve biliyorum ki birçoğumuz bu mevsimi çok çok seviyoruz. Sıcacık kazaklar, botlar, sıcak sahlepler, kestaneler, sevdiklerimizle sıcak ortamlarda yapılan buluşmalar ve en en en güzeli de yılbaşı heyecanı. Benim her sene çok heyecanlandığım aylara geldik ve ben bugün blogumda kışın yapılabilecek aktiviteleri paylaşmak istiyorum. Belki yazımı okurken birçoğunuza ilham verebilirim ya da en azından içinizi ısıtabilirim. 
Ve son olarak bu mevsim Kuyutorman'a çok yakışıyor ❤

*Kardan adam yapmak
*Karda kaymak
*Sokak hayvanlarına ev yapmak ve onları beslemek
*Yürüyüşe/koşuya çıkmak
*Yılbaşı ağacı süslemek
*Yılbaşı için sevdiklerinize hediyeler bakmak ve onları ellerinizle paketlemek, notlar yazmak
*Film maratonu düzenlemek
*Kurabiye yapmak
*Kitap okumak
*Kartopu savaşı yapmak
*Bütün gün evde pijamalarla, sıcak su torbasıyla pinekleme
*Buz pateni kaymak
*Yeni yıl için hedefler belirlemek, plan yapmak
Kaynak: bojongourmet.com
*El yapımı hediye yapmak
*Şehrin yılbaşı coşkusuna kapılmak
*Konsere gitmek
*Kütüphanede vakit geçirmek
*Sinemaya gitmek
*Gönüllü işlerde bulunmak
*Yeni bir mekana gitmek
*Müzeleri gezmek
*Erkenden uyanıp kahvaltıya gitmek
*Yeni bir hobi edinmek
*Dilinizle kar taneleri yakalamak
*Şarap yapmak
*Fotoğraf çekmek
*Yeni bir çorba tarifi denemek
*Bir arkadaşa mektup yazmak 
*Sıcak çikolata yapmak
*Mısır patlatmak
*Alışverişe gitmek
*İstek listesi yapmak                                                                 
*Aşık olmak
*Yılbaşını kutlamak
*Oyunlar oynamak
*Evde cilt bakımı günü düzenlemek
*Yüzüklerin Efendisi geceleri düzenlemek
*Odanızı toplamak
*Evi dekore etmek
*Boza içmek
*Şarkı listesi yapmak
*Battaniye altında oturup pencereden kar manzarasını izlemek
*Anı yaşamak
Kaynak: s-media-cache-ak0.pinimg.com


2 Aralık 2017 Cumartesi

Kitap Yorumu: Çavdar Tarlasında Çocuklar

Kitap Adı: Çavdar Tarlasında Çocuklar
Özgün Adı: The Catcher in the Rye
Yazarı: J.D. SALINGER
Çevirmeni: Coşkun YERLİ
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 198
Fiyatı: 12 
Puanım: 5/5

Yorumum:
Yoruma nasıl başlayacağımı düşünürken kitaptan şöyle bir cümle ile başlamaya karar verdim; 'bir işi yapmadan önce nasıl bilebilirsiniz onu yapıp yapmayacağınızı' Bana göre gerçekten bu cümle sanki kitabı özetliyor. Bizim baş kahraman Holden kendi halinde bir genç ve o an aklına ne koyduysa onu yapan sıradışı biri ayrıca. Çok basit bir dili varmış ve kitaba yalın bir anlatım hakimmiş gibi görünse de altı çizilesi derin anlamlı cümleler vardı. Baştan sona kadar lisede olduğunu sandığım Holden sayesinde belki birçok şeyi sorguluyoruz. Kışın göller donunca ördeklere ne olduğu gibi şeyleri. Kitabın içinde çavdar tarlasıyla ilgili bir bölüm var ki çok çok etkileyici bir bölümdü ve kitap adını buradan alır. Holden birçok insana amaçsız gelebilir fakat insan ona özenmeden edemiyor ve ara ara Holden olmayı kafamda düşündüm, tarttım. Holden sayesinde onun nefret ettiği insanların aslında bizim etrafımızda olduğunu ve hayatın iki yüzlülüğünü de görüyoruz. Bi de bizim bu Holden'ın bir kız kardeşi var ki bayıldım aralarındaki diyaloglara. Holden, düşünmeye çalışan, her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan ve adaleti arayan biri olmasıyla okuyucuya bir sürü şey öğretiyor. Kitaptaki kış havası da içimi ayrı bir ısıttı. Holden'ın dediği gibi çok 'kıyak' bir kitap imiş.

Kaynak: Goodreads

Alıntılar
-"Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. Ama öylesi pek bulunmuyor."

-''İnsanlar bazen , bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanırlar.''

-“Hayat, tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur. ”
“Evet, efendim. Öyledir, biliyorum.”
Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun.

-"Ona kartopunu kimseye fırlatmayacağımı söyledim, ama bana inanmadı. İnsanlar size hiç inanmıyorlar zaten."

-''Bir şeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem. Üzülmekten gidemem. Üzülmeyi bırakıp gidemem.''

-“Denizci herifle ben birbirimize, tanıştığımıza memnun olduğumuzu söyledik ki böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, ‘Tanıştığımıza memnun oldum.’ demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.”

-''Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.''

-"Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın,Tanrı aşkına; özellikle de hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli insansa?"

-"Eğer çocuklarımız olursa onları bir yerlere saklardık. onlara bir sürü kitap alırdık, okuma yazmayı biz öğretirdik.''

Kaynak: ffffound.com

Kaynak: neilwebbillustrator.blogspot.com

‘’... büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.’’

Kaynak: redlipstickresurrected.tumblr.com



Kaynak: teacherspayteachers.com

Vee o son cümle...

"Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra."






24 Kasım 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Metro serisi #1 | Metro 2033

Kitap Adı: Metro 2033 
Yazarın Adı: Dmitry Glukshovsky
Çevirmenin Adı: Deniz Banoğlu
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Türü: Distopya/Gerilim
Sayfa Sayısı: 600
Goodreads: 3.98
Puanım: 4/5


Arka Kapak Yazısı
Metro 2033
Yıl 2033... Nükleer savaş sonrası enkaz haline gelen dünyada insan soyu neredeyse tükenmiş, radyasyon yüzünden kentler yaşanamaz halde... Hayatta kalan birkaç bin kişi yeraltına, dünyanın en büyük nükleer sığınağı olan Moskova Metrosu'na sığınıyor. Burası insanoğlunun son kalesi.
Yeraltındakiler için en büyük tehlike Karadelililer. İstasyonlar mini devletlere bölünmüş. İdealler, dinler, temiz su gibi nedenlerle bir araya gelmiş halklar. Duygular yerini içgüdülere bırakmış. Tek bir amaç var: Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak.
Genç Artyom'a, yaklaşmakta olan karanlık tehlikeye karsı halkı uyarmak için Metro'nun kalbi, "Polis" istasyonuna gitme görevi verilir. Metro'nun kaderi belki de tüm insanlığın kaderi Artyom'un elindedir artık...

Yorumum
Uzun soluklu bol macerali Metro 2033 bitti ve ben deli gibi oyununu oynamak videolarını izlemek istiyorum.
Şimdi kitap şöyle ki 2033 yılında dünya nükleer savaş nedeniyle yerle bir olmuş ki bu tarz konular beni aşırı heyecanlandırıyor. İnsanlık neredeyse yok olmuş ve her yer felaket halde, radyasyon sebebiyle kimse yaşayamıyor ve bu yüzden de sağ kalan insanlar Moskova Metrosu'nu yuva belliyor. Bu bildiğiniz bir metro rayları var istasyonları var yürüyen merdivenleri falan var her şey bildiğiniz gibi tek fark hiçbir şeyin çalışmaması çünkü çalıştıracak elektrikleri veya güçleri yok. Her istasyonda bir topluluk var ve artık herkes yaşadığı istasyonu memleket yapmış. İstasyonlar arası öyle dilediğiniz gibi gidip gelemiyorsunuz çünkü her istasyonun kendi nöbetçisi vizesi kuralı falan var. Metro giriş çıkışlarında nöbet tutan askerler var. Şimdi diyeceksiniz bu askerler metro sakinlerini neyden, kimden koruyor? Karaderililerden ve tabiki yeryüzünde yaşayan radyasyondan dolayı değişen, vahşilesen yaratıklardan. Tüm dil, din, ırk, ideoloji ayrılıklarına rağmen metroda bir arada yaşayan insanların da tek bir amacı var o da ne olursa olsun sağ kalmak ve metroyu korumak. Bir sürü insanla tanışıyoruz bunların arasında bizim baş kahramanımız olan Artyom var. Ah, şu Rus isimleriyle başım belada. Kitapta bir sürü Rus ismi bi de bi sürü Rus lakabı var buna ek olarak istasyon isimlerini aklımda tutmak onlari haritada sürekli aramak biraz okuma hızını yavaşlatıyor ama haritası olan kitapları her zaman çok seviyorum bambaşka bir dünyada gezdiğimin bir kanıtı sanki. Neyse Artyom'a bir tehlikeden tüm metro halkını kurtarmak için bir görev verilir ve macera başlar. Birçok etkilendiğim nokta vardı mesela zaman kavramının önemini yitirmesi, güneşi ve yıldızları görmedikleri için mucize veya kendilerini kaptıracak tehlike olarak görülmesi, güneşte gezememeleri gibi. Sonu ise şaşırtmalıydı. Devamını araya birkaç kitap koyduktan sonra okuyacağım ve bu sırada oyununu da oynayacağım.