5 Ocak 2016 Salı

Kitap Yorumu: Işıltı Serisi: Derin Sularla Şeytan Arasında #1 -April Genevieve Tucholke

                 

Kitap Adı: Derin Sularla Şeytan Arasında
Özgün Adı: Between The Devil And The Deep Blue Sea
Seri Adı: Işıltı Serisi
Seri Sıralaması: 1
Yazarın Adı: April Genevieve Tucholke
Yayınevi: Parodi Yayınları
Türü: Fantastik/Gizem 
Yaş Grubu: Genç Yetişkin
Sayfa Sayısı: 352
Goodreads: 3.60
Puanım: 3/5


Arka Kapak Yazısı: ŞEYTANLA EL ELE YÜRÜRKEN ONDAN KORKAMAZSIN..
Geçmişi sırlarla dolu esrarengiz Freddie...
Ölü Freddie'nin hatıralarına düğümlü Violet White...
Çarpık gülüşlü, mükemmel yalancı River West...
Okyanus kıyısındaki sıradan kasaba Echp'da her şey olağandı. Ta ki bir gün esrarengiz yabancı River West, White ailesinin köhne malikanesi Citizen Kane'in misafir evini kiralayana kadar... Çarpık gülüşlü, zeki ve mükemmel bir yalancı olan River, birkaç gün içinde hem Violet'ın hem de tim Echo kasabasının hayatını değiştirir.
Doğaüstü yetenekleri olan River, herkes için tehlike saçarken, Violet için hem tekinsiz bir yabancı hem de karşı konulmaz bir varlıktır. Bu gizemli misafirle birlikte White ailesinin sırları da birer birer ortaya çıkmaya başlayınca, Violet kendisini sımsıkı bir düğümün ortasında bulur.
''Hem dondurucu hem de ateş kadar sıcak. Doğaüstü.''
-School Library Journal

''Büyük harflerle KIŞKIRTICI.''
-Kendare Blake


Yorumum: Öncelikle şunu söylemeliyim ki yaşadıkları kasabayı, evlerini çok çok kıskandım. Küçük bir kasabada herkes birbirini tanıyor, üstelik bu kasaba okyanus kıyısında. White ailesinin evi zaten kocaman eski bir malikane hem de bir yakası denize bir yakası ormana bakan bir malikane. Bahçesinde serası, tenis kortu bile var. Çok özendim ya, okurken hep orada olduğumu hissederek okudum. Violet ne zaman kitap okumak için sahile inse ben de onunla indim, ne zaman verandasında oturup dalgaları, geçen gemileri izlese ben de hissettim deniz kokusunu. Kitabın bu yönü çok hoşuma gitti. 

Ama sanırım hoşuma giden, kitabı güzel yapabilecek birkaç sebepten biriydi sadece. Kitabın fazla övgü aldığını düşünüyorum. Hiç germedi, korkutmadı. Olayların işlenişi bence çok basitti. Yani evet konu özgün ve güzeldi ama olmamıştı bence. Ben etkilenerek okuyamadım maalesef. Kitap iki günde hatta bir günde bile bitirilebilir. 
Hoşuma giden bir diğer şey ise karakterlerdi. Karakterlerin hepsini çok sevdim. Sunshine'ı bile. En çok tabiki Violet'ı sevdim. Ölmüş olan büyük annesinin kıyafetlerini giymesi, abisinden nefret ediyormuş gibi gözükmesi ama aslında ona bağlı olması, kitap kurdu olmasını çok sevdim.
Hep ha şimdi açılacak ha şimdi açılacak diye bekledim ama aile sırlarının açığa çıkması bile beni etkilemedi.

Konu olarak da şöyle anlatabilirim sanırım; büyükannelerini kaybeden Luke ve Violet ikiz kardeşlerdir. Pek anlaşamazlar. Aileleri de sanatçı ve baya zengin köklü bir ailedir. Anne babaları sanat aşkı için çocuklarını koskaca evde tek başlarına bırakıp Avrupa'ya giderler. Citizen Kane adı verilen bu malikanede bir başlarına yaşayan kardeşlerin paraları artık bitmek üzeredir. Bunun üzerine Violet misafir evlerini kiralamaya karar verir. Ve yakışıklı gizemli River West orayı kiralar. Violet ve River çok fazla vakit geçirirler. Violet River'da ters giden bir şeylerin olduğunu sezer ama sorgulamaz başlarda ve River'dan çok fazla hoşlanır. River geldikten sonra Echo'da çok garip şeyler olmaya başlar. Violet daha fazla kayıtsız kalamaz ve sorgulamaya, araştırmaya başlar. 
Olayların birbirine bağlanışı falan güzeldi, yani dediğim gibi konu farklı ve güzeldi ve sonları tahmin edilebilir değildi yani yazar sonlarına doğru ters köşe yapmış. 
Kitapta geçen şarkılardan biri bu sanırım ve benim çok çok hoşuma gitti. Yorumumu alıntılar paylaşarak bitireceğim. Son olarak kitap kötü değildi ama çok güzel de değildi. Siz bilirsiniz o yüzden. Ama yine de şans verilebilir çünkü çok kaliteli bir kitap, yayınevini tebrik etmek lazım. Hem orijinal kapağı kullanmış hem de ciltli <3 Karakterleri ve konuyu sevdiğimi de söylemiştim. Görüşmek üzere :) 
Alıntılar: -Ufuk çizgisine yakın bir noktada büyük bir gemi çarptı gözüme. Nereye gittiğini ya da nereden geldiğini düşündüm. Genellikle bu tip gemilerde olmayı hayal eder, soğuk ya da egzotik yerlere seyahat etmeyi isterdim. 

-''Bir insanı seni korkuttuğu için affetmek, üzdüğü için affetmekten daha kolay.''

-''Koşulsuz sevgiyi bulmak o kadar nadir ve zor ki.''

-''Hilekar komşunu, hilekar kalbinle sevmelisin.''

-''Kim o gelen?'' diye sordum tahtaya son kez. ''Gerçekte gelen kim?''
Ş
E
Y
T
A

-Seni özlüyorum River, dedim gökyüzünde parlamaya başlayan yıldızlara. Kahretsin, seni çok özlüyorum.

1 Ocak 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Lux Serisi: Oniks #2 -Jennifer L. Armentrout

Kitap Adı: Oniks
Özgün Adı: Onyx
Seri Adı: Lux
Seri Sıralaması: 2/5
Yazarın Adı: Jennifer L. Armentrout
Yayınevi: Dex
Türü: Genç Yetişkin/Bilim Kurgu
Sayfa Sayısı: 396
Goodreads: 4.36
Puanım: 5/5
Arka Kapak Yazısı: Daemon'la aramızda bir uzaylı bağı olmasının muhteşem olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorusunuz.
Gerçi bu bağa rağmen ona direnmeye kararlıyım. Ama bunu yapmak hiç de kolay değil çünkü Daemon (kahretsin!) gittikçe gözüme daha da taş gibi görünüyor.
Üstelik bu sefer Arumlardan çok daha büyük bir problemimiz var. Savunma Dairesi kasabada.

Eğer Daemon'ın yapabildiklerini keşfeder ve benim de onunla bağım olduğunu anlarlarsa ikimizi de mahvedecekler. Bu arada okula yeni biri geldi ve herkesten gizlediği bir sırrı var. Bana neler olduğunu biliyor, yardım da edebilir ama bunun için (sanki mümkünmüş gibi) Daemon'a yalan söylemeli ve ondan uzak durmalıyım.
Kimi kandırıyorum ben?!

Kimse sonsuza kadar yalan söyleyemez.

***

Ultra yakışıklı ve ultra odun Daemon Black geri döndü!
Lux Serisi Obsidiyen'den sonra 2012'nin en iyi genç yetişkin kitabı seçilen ONİKS ile tam gaz devam ediyor. Daemon'a karşı koymanın imkansız olduğunu artık siz de çok iyi biliyorsunuz...


Yorumum: Kitabı elimden bırakamadım desem yalan olmaz. Sayfaların arasında kayboldum. Yine muhteşem bir kitaptı. Eğer hala bu seriyi okumadıysanız hemen alın ve okuyun derim çünkü çok şey kaybediyorsunuz. Kurgu müthiş, yazarın dili süper, e karakterler desem harika daha ne ? Ve sanırım bu kitabı Obsidiyen'den daha çok beğendim. Aksiyon, romantizm ve merak unsurları bolca vardı. 


Her sayfası olaylarla dolun olan bir kitaptı. Eğer Obsidiyen kitabını okumadıysanız yorumumu okumayınız derim çünkü spoiler olabilir.
Geçen kitabın sonu olaylı bitmişti biliyorsunuz ki. İlk kitapta Daemon Kat'i iyileştirince aralarında bir çeşit uzaylı bağı oluştu ve bu bağ çok güçlü eğer biri ölürse öteki de ölür demektir. Ve bu bağ yüzünden artık Kat'in de güçleri var mesela nesneleri oynatmak, zamanı durdurmak gibi. Ayrıca iyileştiren uzaylı ne kadar güçlüyse iyileştirilen insan da o kadar güçlü oluyor belki daha bile fazla. E Daemon'ın gücünü de biz gayet iyi biliyoruz. Kat ve Daemon bunlarla ilgilenirken okula gizemli, yakışıklı bir yeni çocuk geliyor adı Blake ve Kat'in başına neler geldiğini, nasıl çözüleceğini biliyor. Fakat Daemon bu yeni çocuktan hiç hoşlanmıyor ve ona hiç güvenmiyor. Kat'in yine de bu çocukla görüşmesi olayları iyice büyütüyor. Bu konuda Kat'e kızdığım yerler oldu. Özellikle Daemon bu kitapta öküzlüklerini tamamen bırakmış ve Kat'e çok aşıkken Kat'in Daemon'a inanmaması ve onu dinlememesi, burnunun dikine gitmesi nelere yol açtı gördük. Söyleyemiyorum onu çünkü büyük spoi olur. 
Çok duygusal bir kitaptı bana göre. Ve bu kitapta Obsidiyen'in aksine Daemon çok tatlı çok düşünceli ve çok romantikti, koruyuculuğu da kat kat artmıştı. 
 Kitabın sonunda yine Daemon'ın gözünden anlatılan satırlar vardı. Onun bakış açısıyla okumak ayrı bir güzeldi. 
Bu kitapta bahsetmem gereken bir diğer şey ise Arumlar pek fazla yoktu ve önemli de değildi. Daha önemli olan şey Savunma Dairesi idi. Arumlardan daha tehlikeli olduklarını görmüş olduk. Son sayfasına kadar aksiyon hiç durmadı ve o sonu okuduktan sonra NASIL YANİ ?! BÖYLE BİTEMEZ tarzı tepkiler verdim. Bol bol şaşırdığım, eğlendiğim, duygulandığım bir kitaptı. Üçüncü kitabı bir an önce okumam gerek çünkü... söyleyemiyorum kii. Umarım en kısa zamanda Opal'i de okuyabilirim. Görüşmek üzere !!

                
Alıntılar: -''Kurabiye yer misin?'' diye sordu, çikolata parçacıklarıyla dolu bir kurabiye uzatarak.
Midem kötü olsun ya da olmasın, bunu reddetmemin imkanı yoktu ''Tabii.''
Çarpık bir gülümsemeyle bana doğru eğildi; dudakları dudaklarıma çok yakındı. ''Gel de al.''
Gel de al mı?.. Daemon, kurabiyenin yarısını o dolgun ve tamamen öpülesi dudaklarının arasına koydu. Hay ben böyle işin...
Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Masadaki kızlardan birkaçından öyle sesler geliyordu ki. duyan da masanın altında eriyip akıyorlar zannederdi. Fakat gerçekten ne yaptıklarına bakmayı başaramadım. O kurabiye -o dudaklar- tam karşımdaydı. Yanaklarıma ateş bastı. Herkesin ve Daemon'ın gözlerini üstümde hissedebiliyordum... Yüce Tanrım, Daemon kaşlarını kaldırmış, meydan okuyordu bana.

- Yaklaştı ve tek kolunu uzattı, ben de gidip ona sokuldum ve başımı omzuyla göğsünün arasına dayadım. ''Vücut yastığın olmayı seviyorum,'' diye itiraf etti, sesinde bir gülümsemeyle. ''Her ne kadar salyanı üzerime akıtıyor olsan da seviyorum.'' 

-''Söyle.'' ''Neyi söyleyeyim?'' diye sordum. ''Bana daha önce söylediğin şeyi.''
Kalbim ağzıma geldi. Ona birçok şey söylemiştim ama neyi duymak istediğini biliyordum. ''Seni seviyorum.'' Gözleri koyulaştı, sonra beni öyle bir öptü ki, tüm o 'doğru yapma' meselesini boş ver demeye hazırdım. ''Duymak istediğim tek şey bu.''  '' Bu iki sözcük mü?'' ''Daima bu iki sözcük.''


31 Aralık 2015 Perşembe

Monster In His Eyes Serisi: Gözlerindeki Canavar #1- J.M. Darhower

Kitap Adı: Gözlerindeki Canavar
Özgün Adı: Monster In His Eyes
Seri Adı: Gözlerindeki Canavar
Seri Sıralaması: 1/2
Yazarın Adı: J.M. Darhower
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Türü: Romantik/Erotik
Sayfa Sayısı: 443
Goodreads: 4.26
Puanım: 5/5

Yorumum: Kesinlikle son zamanlarda soluksuz okuduğum güzel romanlardan biri Gözlerindeki Canavar. Bittiğinde resmen delirdim ve VAY CANINAA O NEYDİ ÖYLE diye tepkiler verdim. Hala o sonun etkisindeyim. İkinci kitabını bir an önce okumak istiyorum. Yazar resmen döktürmüş. Harikaydı ya, bütün övgüleri hak ediyor bence. Kitaba sadece sıradan bir erotik aşk hikayesi gözüyle bakmayın, çok daha fazlasıydı. Bir kere kurgu mükemmeldi, yazarın dili ayrı bir güzeldi, resmen iki günde bitirdim. Ha +18 içeren sayfalar, rahatsız edici satırlar yok muydu derseniz evet vardı ve siz böyle şeyleri sevmiyorsanız tarzınız değilse okumayın ama okuyup da sırf bu yüzden de kitabı harcamayın bence. Neyse ben daha övmeye devam edebilirim ama konuya gireyim artık.


 Karissa 18 yaşında üniversitede okuyan bir kızdır. Küçükken babası evi terk edip gitmiştir ve Karissa çok katı şartlar altında annesi tarafından büyütülmüştür. Annesi Karissa'nın üstüne çok düşen bir anne ki kızı telefonu bir kere açmasa hemen deliren aklına kötü şeyler getiren bir anne. Karissa annesini ikna etmeyi başarır ve burslu kazandığı üniversitesi için evden ayrılır. Ah bir de öteki kahramanımız Ignazio Vitale var. Kendisine Naz diyoruz :D Ah Naz sen nasıl bir şeysin öyle ya. Çok yakışıklı, çok seksi, gizemli, zengin ve karanlık olan Naz 38 yaşındadır. Şimdi gelelim bu ikilinin tanışma anlarına.. Karissa birgün dersten çıktığında telefonunu sınıfta unuttuğunu fark eder ve sınıfa geri döner. Sınıfa döndüğünde içerden sesler gelir. Öğretmeni aşırı karizmatik bir sese sahip bir adamla konuşur. Karissa çok merak eder tabiki sesin sahibini. Veee Vitale sınıftan çıktığında tanışırlar. Artık Karissa'nın hayatı tamamen değişecektir ama Karissa henüz farkında değildir. Gittikçe kendini kaptırır Naz'a. Artık geri dönüşü yoktur. Naz'ın zenginliği, Karissa'ya sağladığı imkanlar, korumacılığı, gizemi ve aşkı Karissa'nın aklını başından alır. Karissa gittikçe Naz'ın hayatına dahil olur. Hep birlite takılırlar, aynı evde kalırlar. Naz dışarıdan bakıldığında baya sert ve tehlikeli bir adamdır ki zaten yaptığı iş de baya bir karanlık ama Karissa'ya karşı aşırı korumacı ve aşırı sevecen olması çok güzeldi. Karissa yavaş yavaş Naz'ın hayatındaki gizemleri çözer ve ondan nefret etmeye başlar ama aynı zamanda da geri dönülemez bir şekilde çok aşıktır ona. Zaman zaman gitmek istese de Naz onu asla bırakmaz. Kitaba başladığınızda tabiki bir sürü teoriniz olacaktır sonuna dair ama bence hiçbiri tutmayacak. Zekice kurgulanmış bir hikayeydi. Kitaba gerçekten bayıldım ve eleştirilecek hiçbir şey bulamıyorum. Bir de bitirmeden şunu söylemek istiyorum. İkili arasındaki yaş farkı beni hiç rahatsız etmedi çünkü gerçek hayatta da böyle ilişkiler var ki bir de bunlar yabancı daha da rahat ayrıca ikisi de yaşadıklarını kendi istekleriyle rızalarıyla yaşadılar. Kitaba önyargıyla başlamayın şans verin gerçekten harika bir kitaptı ama yine de çok rahatsız olduysanız okumayı bırakın. 
Bu da tanıtım filmi olsun. Bence güzel olmuş :)





Bad Girls Don't Die Serisi: Kötü Kızlar Ölmez #1 - Katie Alender

Kitap Adı: Kötü Kızlar Ölmez
Özgün Adı: Bad Girls Don't Die
Seri Adı: Bad Girls Don't Die
Seri Sıralaması: 1
Yazarın Adı: Katie Alender
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Türü: Genç Yetişkin/Gizem
Sayfa Sayısı: 288
Goodreads: 4.08
Puanım: 4/5




Arka Kapak Yazısı: Bir zamanlar Alexis lisenin asi kızıydı: pembe saçlı, kötü huylu, yalnızlığıyla mutlu. ta ki bir gün kız kardeşi yanlış hayaletle arkadaş olana dek... Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir ve İŞLER NE KADAR KÖTÜYE GİDERSE GİTSİN, HER ZAMAN DAHA KÖTÜSÜ OLABİLİR...
''Bu kitap ışıklar açık uyumama neden oldu! Zekice ve ürkütücü.''
-Melissa De La Cruz, Asıl Kan Serisinin New York Times Çoksatan Yazarı

-Tıpkı Stephen King kitaplarında olduğu gibi, Alender'da da uykunuz kaçacak!''
-Margaret Stohl And Kami Garcia, Muhteşem Yaratıklar Serisinin New York Times Çoksatan Yazarları

''Ürkütücü ve kesinlikle tüyler ürpertici!''
-Xpresso Reads
Tanıtım: Alexis sorunlu lise yılları geçiren tipik bir öğrenci olduğunu düşünüyordu. Problemli evlilikleriyle uğraşan bir aile, oyuncak bebeklerine kafasını takmış on iki yaşında bir kız kardeş ve kendisinin anti-sosyal, anti-ponpon kız tutumu...
Kız kardeşlerin birbirine yakınlaşmasını sağlayan bir olay sonrasında Alexis, sorunlu hayatının tehlikeli sulara doğru hızla kaydığını fark etmişti. Kız kardeşi Kasey her zamankinden de tuhaf davranıyordu: Mavi gözleri bazen yeşeriyor -, oldukça eski kelimeler kullanarak konuşuyor, hatta zaman zaman kendinden geçiyordu ve bu tuhaf davranışlarının farkında bile değildi. Oturdukları eski evde de garip şeyler oluyordu: kapılar kendi kendine açılıp kapanıyor, yanmayan ocakta duran su kaynıyor ve fişe dahi takılmamış havlandırma evi buz gibi yapıyordu.
Alexis tüm bunların kendi aklının bir oyunu olduğuna inanmak istiyordu ama basit yanılsamalar olarak düşündüğü bu olaylar giderek ailesi, kendisi ve öğrenci başkanıyla arasında tomurcuklanmaya başlayan ilişki için tehdit oluşturmaya başlamıştı. Alexis, Kasey'i durdurabilecek tek kişiydi ama ya, bu yeşil gözlü kız artık Kasey değilse?
Yorumum: Kitap hakkında yorum yapmak benim için şuan aslında baya bir zor çünkü kitabı okuyalı çok oldu. Ama yine de hatırladığım kadarıyla yorumlamaya çalışacağım.
Öncelikle kitabın kapağı çok hoşuma gitti ve ciltli olması da kesinlikle çok güzel ve kaliteli. Kitap kesinlikle çok akıcı bir dille yazılmış ve kısa olması nedeniyle hemen bitirilebilinir. Kendinizi bir bölüm daha, bir bölüm daha okuyayım derken bulabilirsiniz çünkü bende öyle olmuştu :D Olay örgüsü de mükemmel bir şekilde sıralanmış ve işlenmiş. Öyle acaba çok mu korkarım falan diye düşünmeyin yani okurken gerildiğim yerler olmadı değil oldu fakat kesinlikle korkunç değil. Onun dışında hikaye klasikti yani lanetli eski bir ev, ele geçirilmiş kız kardeş, intikamcı hayalet, milyon tane oyuncak bebek falan ama yazarın dili sayesinde hikaye çok güzelleşmiş. Karakterlerin hepsini de çok sevdim. Özellikle Alexis ve pembe saçları <3 Carter vardı bir de, çok çok tatlı bir çocuk. Onun ve popüler ponpon kız olan Megan'ın olaya dahil olmasını çok sevdim. Sevmediğin bir şey var mı diye sorarsanız eğer bu diyaloglar olur. Diyaloglar bana biraz kopuk gibi gelmişti. Onun dışında her şey çok güzeldi. Kitabın sonundan da tatmin olacağınıza eminim, aklınızdaki sorular cevaplarını bulacak. Okuyun derim ben, pişman olacağınızı hiç sanmam. Bir sonraki yorumumda görüşmek üzere :)
Bu da kitabın tanıtım filmi. Bence çok hoş olmuş.
                           

11 Ekim 2015 Pazar

Histeri-Laura Lippman

Kitap Adı: Histeri
Yazarı: Laura Lippman
                                                                       
 Yorumum: Gizem üzerine kurulmuş bir hikaye...
Bir gün on bir ve on beş yaşlarındaki Bethany soyadlı iki kız kardeş Baltimore'daki bir alışveriş merkezinde kaybolurlar. Arkalarında hiçbir işaret bırakmazlar. Ne kendileri ortaya çıkar ne de cesetleri. Bu süreçte aile mahvolur, yıpranır. Boşanır. Baba asla umudunu kaybetmez ama anne kızların çoktan öldüğünü düşünür. Zaman içinde baba ölür. Tam otuz yıl sonra bir trafik kazasında aklını kaybetmiş gibi görünen bir kadın Bethany kardeşlerden küçüğü olduğunu iddia eder. Polisler bu kadına güvenmez suçtan kaçtığını düşünür çünkü kadının her söylediği bir çıkmaza gider. Fakat kadının aileyle ve kızlarla ilgili bildiği şeyler herkesi çelişkide bırakır. 
SPOİLER !!!!
Kadın başlarda kimseye bir şey anlatmak istemez fakat daha sonra konuşmak zorunda kalır ve ablasının öldüğünü söyler. Polislere cesetin yerini verir ama kemikleri bulamazlar. DNA testi yapamıyorlar anneyle çünkü kızlar evlatlıktır. Gerçeği anlamanın yolunun kadını anneyle karşılaştırmak olduğunu düşünürler. Anne kadını görünce şok olur ve gidip kızının kolunu kontrol eder ve 'Sunny' (abla olan) der. Böylelikle gerçekler ortaya çıkar. Sunny neler olduğunu anlatır, Kardeşinin nasıl öldüğünü, yıllardır neler yaptığını, nerde yaşadığını, alışveriş merkezinden nasıl ve niçin gittiklerini, kimle gittiklerini ve neden kurtulduktan sonra evine dönmediğini anlatır.
SPOİLER BİTTİ !!!!
Tess Gerritsen kitaba yorum yaptığı için almıştım ama ben çok sıkıcı buldum. Evet, kurgu yaratıcıydı iyiydi ama anlatım güzel değildi bence, akmıyordu yani. Sonu şaşırttı beni ben öyle biticeğini düşünmemiştim. Son 50 sayfada açılan bir kitap bence. Okuyup okumamak size kalmış...