18 Mart 2017 Cumartesi

Kitap Yazıyoruz !!!

Çook uzun bir aradan sonra yeniden merhabalaar :) Bugün çok heyecanlı bir yazı ile buradayım çünkü uzun zamandır kafamda olan ve aşırı istek duyduğum bir şey yapıyorum ve arkadaşımla birlikte hikayemizin temellerini atıyorum. Umarım beğenirsiniz. Kitabımızın tanıtımı için buraya tıklayabilirsiniz.
Ben bu türde yazılmış romanları aşırı aşırı beğeniyorum. Mesela Kurucunun Kızı, Tüm Sırların Sahibi Kız, Mistik Şehir gibi  ya da bu tarzda olan birçok filmi seviyorum o yüzden de kafamda hep bu tarz şeyler şekilleniyordu ve bu konuyu arkadaşımla konuştuğumda o da üstüne epey fikir ekledi ve ortaya bir şeyler çıktı bakalım. Yalnız yazmak ne kadar güzel bir şeymiş. Küçükken de ya da lise yıllarımda günlük tutan bir kızdım o yüzden yazmanın ne kadar rahatlatıcı bir şey olduğunu biliyorum aslında. Mutsuz anlarınızda, çaresiz hissettiğinizde ya da çok öfkelendiğinizde yazıya dökün inanın bana çok iyi gelecek üstelik hiç de zararlı ya da pahalı bir eylem değil. Hatta küçük bir tavsiye daha yabancı dil öğreniyorsanız ya da kendinizi geliştirmek gibi bir isteğiniz varsa bu yazılarınızı o yabancı dilde de yazabilirsiniz epey faydalı olacağına inanıyorum. 
Kendinize iyi bakııın :)


22 Temmuz 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Kürk Mantolu Madonna -Sabahattin Ali

Kitap Adı: Kürk Mantolu Madonna
Yazarın Adı: Sabahattin Ali
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Türü: Edebiyat/Klasik
Yaş Grubu: Yetişkin 
Sayfa Sayısı: 164
Goodreads: 4.52
Puanım: 4/5
Fiyatı: 11 TL


Arka Kapak Yazısı: "Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Madonna"yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum."

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

Yorumum: Herkese merhaba! Bu kitap bir ara o kadar popülerdi ki nedenini çok merak etmiştim ve öğrenme fırsatını daha yeni buldum. Dün başlayıp bugün bitirdiğim akıcı bir kitap oldu. Yani için de hem çok güzel cümleler var hem de hiç ağır değil. Aşkı, dostluğu, acıyı, ayrılığı ve kabullenişi daha doğrusu artık hissizleşmeyi o kadar güzel anlatmış ki herkesin neden bu kadar çok sevdiğini anlamış oldum. 
Kitabın baş karakterleri Maria Puder ve Raif Efendi'dir. Kitap günümüzde başlayıp geçmişe giden bir örgüye sahip. Raif Efendi son derece içine kapanık ve hayattan silinmiş bir karakter. Almanca mütercim olarak çalışan Raif Efendi her gün aynı şeyleri yapar, hiç konuşmaz, gülmez sanki yaşamıyormuş gibi işine gelip gider. Evde ailesi vardır tabi hem de kalabalık bir aile bütün yük de Raif Efendi'dedir ama hiiiç sesini çıkarmaz. Karakterimizin dış dünya ile hiç bir bağı yoktur anlayacağınız. Hayatı boyunca hep başkaları ne isterse yapmış, hayatına başkalarının yön verdiği şekilde devam etmiş asla sesini çıkarmamış. Bu nasıl bir adam diyeceksiniz ama işin doğrusu sonradan çıkıyor tabi. Raif Efendi hayatının sadece küçük bir bölümünü gerçekten istediği şekilde ve mutlu geçirmiş, e o anısını da kaleme almış ve herkesten sakladığı bir deftere dökmüş sırlarını..
Ölüme yaklaştığı sıralarda iş yerindeki genç arkadaşını, masasındaki çekmecede saklı olan bu defteri yakmakla görevlendirir fakat bu genç arkadaş defteri yakmadan önce Raif Efendi'nin sırrını çözmek için defteri okur. Biz de hikayeyi bu şekilde öğreniyoruz ve kendimizi bir anda Raif Efendi'nin geçmişinde, 20'li yaşlarında buluyoruz. 
Babası tarafından 20'li yaşlarda Almanya'ya gönderilen Raif Efendi birgün sanata karşı olan ilgisi sebebiyle bir resim sergisine gider. Orada tablolar arasında bir sanatçının otoportresini görür ve tablodaki kadını hiç tanımamasına rağmen platonik olarak aşık olur. Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır. Her gün tabloyu görmeye gider çünkü ona çok hayrandır öyle hayrandır ki yanına gelen ve onunla konuşup gülüşen kadını bile görmez gözü. Tablodaki kadın onun için Kürk Mantolu Madonna'dır. Daha sonra sokakta yürürken bir gün tabloyu yapan kişi yani Kürk Mantolu Madonna'sı olan Maria Puder'i görür ve daha önce sergide yanına gelen kadının da ta kendisi olduğunu anlayınca dünyası artık tamamen değişir. Maria dominant, özgür ve ne istediğini bilen ve söyleyen bir karakterdir. Hatta zaman zaman Raif'i çocuk olarak nitelendirir. Maria aynı zamanda kendisini erkek gibi görür. İkisi de böyle zıt karakterlerdeyken arkadaş olurlar ve her günü birlikte geçirirler. Daha fazlasını anlatmayayım. Konusu hemen hemen böyleydi. Çoğu insan için bu kitap başucu kitabı imiş, hakkı da var tabi gerçekten içinde çok anlamlı cümleler var ve acıklı bir hikaye olması da insanı etkiliyor. Tavsiye ederim hem de canı gönülden. İyi günler!

Alıntılar:

"Seni seviyorum... Deli gibi değil gayet aklı başında olarak seviyorum."  

"Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım."

"Aşk öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilemediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilemeyiz."

"Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü."

"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim."
- Maria Puder

Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanı vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?

Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim. Bu hal gerçi bir çok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim.



6 Haziran 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Sessiz Oda -Lori Schiller

Kitap Adı: Sessiz Oda
Özgün Adı: The Quiet Room
Yazarın Adı: Lori Schiller
Çevirmenin Adı: Elif Kadıoğlu
Yayınevi: Martı Yayıncılık
Türü: Psikoloji, Anı, Biyografi
Yaş Grubu: Yetişkin
Sayfa Sayısı: 463
Goodreads: 3.99
Puanım: 5/5


Arka Kapak Yazısı: "Burası tam olarak yeterli değil. Koltuktan uçamadım," dedi. Etrafına bakındı. " Eğer beni pencereye götürebilirsen sana uçabildiğimi gösterebilirim."
Buna inanıyordu. Bu konuda hiç bir şüphe yoktu, bunu gerçekten yapabildiğini sanıyordu. Eğer onu pencereye götürürsek elleri havada iki tarafına açılmış olarak yere çakılacaktı. 
Ne diyeceğimizi bilemiyorduk, biz de konuyu değiştirdik ve sonra hastaneden ayrıldık. Ayrılırken sesi kulaklarımda çınlıyordu: "Uçabiliyorum baba, uçabiliyorum."

***
On yedi yaşındaki Lori Schiller birbirine bağlı zengin bir ailenin tek kızıydı. Altı yıl sonra ilk intihar girişiminde bulundu ve New York şehrinde kafasında ona eziyet eden sesler ve üzerinde yırtık pırtık kıyafetleriyle sokaklarda dolaştı. Lori Schiller artık bütünüyle olgunluğa ulaşmış bir şizofreni hastalığının tam ortasındaydı. Defalarca hastaneye yattı, rehabilitasyon merkezlerine sığındı, durumu kötüleşti, daha fazla intihar teşebbüsünde bulundu ve yorucu olan mutlak bir çaresizliğin içinde yaşadı. Ama kurtuldu. 
Şimdi bu kişisel yaşam öyküsünde Lori bizi, kendine ait saklı dünyasından içeri alıyor, onu iyileştiren doktorları ve hastalığı süresince acı çeken ailesini de yanına alarak bu hastalıktan nasıl kurtulduğunu anlatıyor. Sürükleyici, yürek parçalayıcı ama kesinlikle yüceltici bir hikâye… 
SESSİZ ODA akıl hastalığının yarattığı yıkıcı etkilere, sabrın ve cesaretin gücüne şahitlik eden mükemmel bir klasik. 

***
"Lori ile şizofreninin derinliklerine yolculuk ettikten sonra, asla eskisi gibi olamayacaksınız." 
Diane Sawyer

"İlk sayfasından itibaren Lori'nin hikâyesi sizi etkisi altına alacak ve üzecek…
Şizofreni hakkında okunulabilecek en iyi kitap."
Oakland Press
Yorumum: Uzun zamandır okuduğum en ilginç kitap oldu. Bir kere bu gerçek hayattı ve yazarın ta kendisini anlattığı bir romandı üstelik psikolojik hastalığı ve onu yenmesi üzerine. Yazarın şizofreni hastalığını okuyoruz. Ama sadece bir hastalık hikayesi değil, derin ve cesur bir hikaye. Kişisel bir yaşam öyküsü idi. Çok etkilendim Lori'nin yaşadıklarından. Sabırla ve cesaretle, ailesi, arkadaşları ve doktorları sayesinde hastalıktan kurtulmasına tanıklık ediyoruz. Spoiler verdim sanmayın. Gayet sürükleyiciydi. Sadece sonunu pek beğenemedim o da çok çabuk bitirilmiş gibi geldiği için. Onun dışında her şey iyiydi. Zaten Lori ve gücünden etkilenmemek mümkün değil. Doktorların umutsuz olduğu hastalığı yenen, asla iyilesemeyecek denilen kız, Lori seni asla unutmayacağım..
Kesinlikle okumalısınız. 


Alıntılar: "Yürüyordum ve dönüyordum... Yukarı aşağı... Aşağı yukarı... Herkes ünite aktiveleri için hastaneden ayrılıyordu ama ben yürümeye devam ediyordum."

"Bazı insanlar Sesleri duyduğum anlarda bunu anlayabiliyorlar. Aslında bunu yapmamalarını isterdim."

O koltuğun içinde oturmak beni nasıl yok ediyorsa, bu koltuğu yolmakta benim bu yok oluşumu simgeliyordu adeta.

Bana en çok eziyet veren,Seslerin bana kahkahalarla gülmesiydi.Bu sanki herkes tarafından dalga geçilen biri olmuşum gibi beni aşağılayan cinsten histerik kahkahalardı.Neden bana bu kadar acımasız davrandıklarını bilmiyordum ama bu şekilde alay konusu olan bir korkak olduğum için kendimden nefret ediyordum.





Kitap Yorumu: Paranoya -Tuğba Sarıünal

Kitap Adı: Paranoya
Yazarın Adı: Tuğba Sarıünal
Yayınevi: Destek Yayınları
Türü: Polisiye
Yaş Grubu: Yetişkin
Sayfa Sayısı: 295
Puanım: 5/5


Arka Kapak Yazısı: Varoluşlarını akıl ve sezginin birlikteliğine borçlu olan iki farklı karakter tahmin edilmesi imkânsız bir sona hizmet etmek için tanıştılar. Gidecekleri yolda ellerinde olanla yetinemeyeceklerini ikisi de biliyordu. Çünkü son varsa öncesi de vardı. Geçmişin derinlerine inerken ayık kalmak zorundalardı. Çünkü her son esaslı bir karardı. Bütün olasılıkları hesaplayıp zamana hükmetmeye çalışırken, sadece birbirlerine güvenebilirlerdi. Ne mutlu! Ve maalesef ki...

Yorumum: Merhaba ! Bugün kısa bir yorumla geldim karşınıza. Bu kitapla, yazarı pek bilinmiyor sanırım ama bilinse çok iyi olur. Çünkü yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen gerçekten çok beğendiğimi söylemeliyim. Bu bir polisiye roman, ben polisiye türünü çok seviyorum hele ki içinde tıp da olunca ooh okurken keyiflenmeden duramıyorum. Kitabı beğenmemdeki en büyük sebep bu ama aynı zamanda dil de çok akıcıydı.
Kitapta kocasıyla çok mutlu olan bir kadının, bir gün kocasının intihar haberini almasıyla dünyası başına yıkılır çünkü kocasının intihar ettiğine bir türlü inanamaz ve bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünür, başlar araştırmaya. Başlarda yalnız başınayken daha sonraları komiser olan Atakan'a güvenir ve ona tüm bildiklerini, şüphelerini anlatır. Atakan inanmaz ve kadına bu davanın kapandığını söyler ama ne yazık ki kadın için dava henüz kapanmamıştır ve bu da bazı insanları rahatsız eder. Kadın kimden ve nereden geldiğini bilmediği tehditler altındadır artık, bu da Atakan'ı şüphelendirir ve kadının yanında yer almaya karar verir. Böylelikle başlar bir kedi fare kovalamacası. Atakan ve Fulya'nın (kadın deyip durdum başından beri bir türlü ismini söyleyemedim :D ) ilişkisini çok beğendim. Kerem'in (Fulya'nın ölen kocası) ise Fulya'dan bir şeyler saklamasına ve yaptıklarına kızdım.
Kısacası çok beğendiğim bir kitap oldu. Yazarın bir diğer kitabı olan Sanrı'yı da merak ediyorum ve okumayı istiyorum. Bence siz de bu yazarla tanışmalısınız. Tanışmak için de Paranoya gayet güzel bir başlangıç. Son olarak da hayırlı ramazanlar dilerim..

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Benim Balığım Yaşayacak -Ruth Ozeki


 Kitap Adı: Benim Balığım Yaşayacak
Özgün Adı: A Tale for the Time Being
Yazarın Adı: Ruth Ozeki
Çevirmenin Adı: Filiz Saban
Yayınevi: Parodi Yayınları
Türü: Kültürel-Japon, Bilim
Yaş Grubu: Yetişkin
Sayfa Sayısı: 600
Goodreads: 3.96
Puanım: 4/5


Arka Kapak Yazısı: 

Olur da biri size bu kitap hakkında bir şey sorarsa ona sadece yalan söyleyin. Tokyo'da, katlanamadığı yalnızlığına son vermeyi düşünen 16 yaşında genç bir kız: Nao. Pasifik'in öteki tarafında ise ıssız bir adada ilham perisini arayan bir yazar: Ruth. Ve bu hayatları birleştiren sahil kenarına vurmuş bir günlük: Nao'ın günlüğü.

Nao'ın tek arzusu, hayatına son vermeden önce, Budist rahibesi olan büyük büyükannesinin hayatını kaleme almaktır. Gözlerden ırak yaşayan yazar Ruth ise bir gün sahilde gezerken kıyıya vurmuş bir çanta bulur. Bu, 2011 yılında Japonya kıyılarını vuran tsunaminin sürüklediği eşyalardan biridir muhtemelen. Gizem, gün ışığına çıkmaya başladıkça Ruth geçmişe, Nao'ın acı yaşantısına, onun bilinmez kaderine ve aynı zamanda kendi geleceğine doğru yol alır.

Yazar ve okur, geçmiş ve şimdi, gerçek ve kurgu, kuantum fiziği, tarih ve mitolojinin iç içe geçtiği Benim Balığım Yaşayacak, benliği ve tüm dünyayı keşfe çıkan özgün bir hikâye.

"Ozeki bu sefer büyük oynuyor... Kaderleri birbirine mühürlenmiş iki zaman kahramanının, Ruth ve Nao'ın peşinden sürüklüyor bizleri."
-The New York Times Book Review-

"Ozeki'nin bu romanı, edebiyattan ve entelektüel bir coşkuyla sarmalanmış iyi bir hikâyeden haz alanları kesinlikle memnun edecek."
-Publishers Weekly-
(Tanıtım Bülteninden)


Yorumum: okuoku.com dan 9.90 aldığım bir kitap. Birçok yerde görüyordum ve genelde iyi yorumlar yapılmıştı, adından dolayı da çok merak ettim ve indirimi fırsat bilip aldım. Kalın olması nedeniyle epey erteledim fakat daha sonra merakıma yenik düştüm ve aldım elime. Şimdiye adar okuduğum en ilginç kitaplardan biri oldu. İlk sayfasındaki ilk cümleden kaptı beni zaten. Tam olarak şöyle bir şeydi:

Selam!
Benim adım Nao ve ben bir zaman kahramanıyım. Zaman kahramanı da neyin nesi dediğini duyar gibiyim. O halde izin ver, anlatayım.

İşte tam olarak böyle başlıyordu. Siz de merak ettiniz değil mi devamını? Eminim ki ettiniz, yani yorumumu burada bıraksam sadece merakınız doğrultusunda gidip alın desem bile yeter sanki :D Ama tabi ki yoruma devam edeceğim. 
Dediğim gibi şimdiye kadar okuduğum en ilginç kitaplardan oldu. İçinde ne yoktu ki? Bir kere Asya kültürüne dair bir sürü bilginiz oluyor sonra kuantum fiziğine dair bilgiler ediniyorsunuz, mitoloji, edebiyat... Kitabın kalın olması gözünüzü korkutmasın benimki gibi çünkü okumaya başladığınızda çok kısa bir sürede bitecek. Madem bu kadar güzeldi neden tam puan vermedin derseniz eğer sebebi Ruth'un bölümlerinin sıkıcılığı. Evet, kitapta anlatıcılar iki tane, bölümlerde anlatıcılar değişiyor bu konuya daha sonra değineceğim. Puanı kesmemin tek sebebi Ruth oldu, onun bölümlerinden pek de bir şey anlamadım diyebilirim :D çok nesneldi bir de. Ama diğer bölümlerin sahibi olan Nao, tabi ki onu çok sevdim ve onun bölümlerini okumak çok çok güzeldi ve çok da akıcıydı. Bir diğer sevdiğim karakter de Nao'nun Budist rahibesi olan büyük büyükannesiydi. Nao, onu ziyarete gittiği zamanlar çok tatlıydı resmen özendim. Biraz da çocukluğuma gitmemi sağladı, yani küçükken koca bir yazı anneannemin yanında köyde geçirirdim ve o anlar benim için çok güzeldi, işte onları özlediğimi fark ettim. 
Konusuna değineyim biraz da.
Nao, hayatı çok güzel giderken bir anda, tüm hayatı, bildiği herşeyi ellerinden giden ve tamamen değişen 16 yaşındaki bir kızdır. Tokyo'da yaşadığı yalnızlığına, çektiği acılara dayanamayıp hayatını sonlandırmayı düşünür ama sonlandırmadan önce tek bir amacı vardır o da çok sevdiği ve hayran olduğu büyük ninesinin hayatını kaleme almak. Diğer taraftan ise Ruth gözlerden uzak bir adada kocasıyla yaşayan bir yazardır. Ruth bir gün sahilde gezerken kıyıya vurmuş bir çanta keşfeder. Vee kitabımız böylelikle başlar çünkü çantadan Nao'ın günlüğü çıkar. Ruth bir anda kendini geçmişte, Nao'ın acı yaşamında bulur ve onun kaderine şahitlik eder. Artık her şeyi Nao olmuştur. 
Çok özgün ve sıradışı bir hikayeydi. Çoğunlukla durağan bir kitaptı diyebilirm ama kesinlikle sıkıcı diyemem. Eğer farklılık istiyorsanız, aradığınız kesinlikle Benim Balığım Yaşayacak...


Alıntılar:

-Bırak istedikleri kadar işkence yapsınlar, 
içten içe sessiz kahkahalar atsınlar. 
İçinde bu umut olduğu sürece
tüm acılara katlanabilirsin.

-İntihar, zamanı sonsuza dek durdurmak gibidir.

-Ölüm kesindir. Hayat ise her zaman değişkendir; rüzgarın esintisi, denizdeki dalga, hatta zihindeki düşünce gibi.

-Bence, yaşadığın şu manasız hayatta, zihnini meşgul edecek bir şeyler bulduğun sürece ne yaptığının pek bir önemi yok.

-Eğer bir günlük tutmayı denediysen geçmiş hakkında yazmanın güçlüğünün şimdiki zamanda başladığını bilirsin.Ne kadar hızlı yazdığının bir önemi yok,o zamana sıkışıp kalırsın ve şimdiye ayak uydurmakta güçlük çekersin,yani bir nevi şimdiyi yok olmaya mahkum edersin.

-Bu, zamanın içinden ileriye uzanıp sama dokunmak gibi bir duygu veriyor bana ve muhtemelen gelecekte bir zamanda, sen bu kitabı bulup okuduğunda da benzer şekilde geriye uzanıp bana dokunmuş gibi hissedeceksin.

-Ya rüyalarımda çok uzağa gider de uyanmak için zamanında geri dönemezsem?